YAZARA MAİL GÖNDER Ezberinizi bozacağım

YAZARLAR

Birleşmiş Milletler, sanıldığı gibi barış aşkıyla yanıp tutuşan dünya ülkelerini biraraya getiren bir melekler topluluğu değil, "Almanya'yı yenmiş" devletlerin dünyada kurduğu bir "denetim mekanizmasıdır"...
O kadar ki, 1945 yılında kurulmakta olduğu günlerde, örgüte üye olmak isteyecek herhangi bir devletin "Almanya ve Japonya'ya savaş ilan etmiş olması" şart koşulmuştu!
Türk faşistleri de, içleri kan ağlaya ağlaya 23 Şubat 1945'te buna uymak zorunda kaldılar. (Hitler'in "İsmet bana bunu nasıl yapar?" diye saçını başını yolduğu rivayet edilir.)
Nitekim, direnen Franco İspanyası örgüte alınmamıştı. (Durumu "muhataralı" olan İtalya bile, İspanya gibi taa 1955 yılını bekledi.)
Sonraları, kurulan yeni devletler de birer ikişer örgüte girdiler tabii.
Fakat örgütte "Güvenlik Konseyi"nin sözü geçiyordu. Orwell'in deyimiyle "bazı eşitlerin daha da eşit olmaları" gibi, bu konsey BM'nin yönetimi, "hükümeti" gibiydi. Sürekli üyelerin kararları veto hakkı vardı.
Beş sürekli üye, yani Almanya'yı yenenler, sonra eklenen Çin. Ayrıca göstermelik olarak seçimle gelen on üye daha.
Almanya o gün de bugün de konseyde yoktur! "Vallahi ben o eski Almanya değilim" dedi de ancak 1973 yılında, o da ancak genel kurula girebildi!
Yeni bir dünya savaşı, evet, önlenmiştir ama bunu önleyen BM değil, iki süper devletin karşılıklı nükleer güç dengesi olmuştur.
Buna karşılık hemen hiçbir "yerel" çatışma da BM tarafından önlenememiştir. Ne Kore savaşı ne Vietnam savaşı ne de Ortadoğu kargaşası. Örgütün oraya buraya gönderdiği "barış gücü" de göstermelik kalmış, örneğin Kıbrıs olaylarını aval aval seyretmekle yetinmiştir.
BM, Amerikan başkanı Roosevelt'in, biraz da saftırık bir yaklaşımla kurdurduğu bir kukladır. Tıpkı, gene bir başka Amerikan başkanının, Wilson'un daha da saftırık bir yaklaşımla önceki dünya savaşından sonra kurdurmuş olduğu Milletler Cemiyeti gibi (Leage of Nations, Cemiyet-i Akvam...)
Almanya posta koyunca o örgüt dağılıvermişti. Onun merkezi Cenevre'deydi, ikinci örgüt New York'a yerleşti. New York, yani ABD'nin elinin altı. (İlk toplantının yapıldığı San Fransisco'dan "sapa" diye vazgeçtiler.)
Masrafları da büyük ölçüde ABD tarafından karşılanmaktadır ve bunun için, Irak'a dalmaya hazırlanan eski başkan George W. Bush, genel kurulda çıkan çatlak seslere karşı "paranızı ben veriyorum, kafamı kızdırmayın kapatırım haa" demekten utanmamıştı.
Örgütün genel sekreteri de göstermeliktir ve arıza çıkarmayan, suya sabuna dokunmayan ülkelerden seçilir: İsveç, Norveç, Ghana, Peru, Birmanya falan.
Şimdiki sekreter Ban Ki Moon, geçen gün "Güvenlik Konseyi'nin daha demokratik bir yapıya kavuşması ve daha temsiliyetçi bir şekilde genişletilmesi gerektiğini" söyledi.
Bu, Recep Tayyip Erdoğan'ın talebidir.
Türkiye, çok haklı olarak Güvenlik Konseyi'ne girmek ve söz sahibi olmak istiyor!
Fakat almayacaklardır. Güçlü Türkiye'nin bir de böyle güçlenmesi hiçbirinin işine gelmiyor. Bir de Erdoğan'ın güçlenmesini istemeyen "içimizdekileri" görelim, onlar ne diyecekler?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.