YAZARA MAİL GÖNDER Fisanje

YAZARLAR

Sen Anıtkabir'e "türbe", Çankaya'ya "Kabe", Nutuk'a "kutsal kitap", devlet dairesindeki Atatürk fotoğrafına da "ikona" niyetiyle bakarsan, Atatürk'ün her sözünü de elbette "hadis-i şerif" gibi algılarsın...
Böylece, "istikbal göklerdedir" ya da "ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim" gibi normal zeka düzeyinde ve asgari sağduyuya sahip her insanın rahatlıkla hemen söyleyebileceği sözler, gözünde olağanüstü bir önem ve hikmet kazanır.
Atatürk'ün her sözünde ayrı ve derin bir hikmet arayanlar, yıllar sonra açıklanan bir vecizesinden bakalım ne gibi sonuçlar çıkaracaklar?
Atatürk, Afet Hanım'a, son günlerinde "gidelim Afet, herşeyi bırakıp bir orman kenarına gidelim, şöyle basit bir ev, ocaklı bir oda, hele bir iyi olayım da..." demiş. Dün açıklandı.
İmdi, büyük önder Çankaya ya da Dolmabahçe gibi güzide yerlerde bulunmaktan rahatsız mıymış?
Cumhurbaşkanlığı görevinden mi yorulmuş?
Ankara'nın sıcağından soğuğundan, İstanbul'un lodosundan mı bıkmış?
Yoksa CHP'yi kıskıvrak ele geçirmiş olan faşistlerle uğraşmaktan mı bezmiş?
Ağır hasta ve ölüme gittiğini anlayan her orta yaşlı insanoğlu gibi "kaçıp sade bir yaşama sığınmak" isteğini dile getiriyor, "son günlerini huzur içinde geçirmek" istiyor.
Ne yani, siz ara sıra evi, hanımı, çoluğu çocuğu, herşeyi bırakıp kaçmak "triplerine" giriyorsunuz da, Atatürk girmesin mi?
Kaldı ki yanına, son yıllarında tek yakını olan Afet'i istiyor, ondan vazgeçemiyor.
Köşkün de sarayın da, mevkinin de mansıbın da "hoş ve boş" olduğunu anlıyor...
Bakalım ne yorumlar yapacaklar?
Goethe, son anlarında "daha fazla ışık" demiş de ("mehr Licht"), iki yüz yıldır çözemediler!
"Eğitime ağırlık verin" demek istediğini söyleyenler de var, "aydınlanma felsefesinin kazanımlarını yetersiz bulup hızlandırılmasını önerdiğini" düşünenler de.
Adamcağız "oda karanlık, şu perdeyi açın da güneş gelsin" demek istemiş olabilir mi?
Atatürk'ün sözlerine büyük hürmetle yaklaşıyorsunuz da, emir ve direktif kabul edip niçin uygulamıyorsunuz?
Örneğin niçin gidip Hava Harb Okulu'ya yazılmıyorsunuz, niçin istikbali olmayan işlerle vakit geçiriyorsunuz? Niçin, topa zamanında atlayamayıp gol yiyen kaleci, çeviklik sınavını geçemeyip kadro dışı bırakılmıyor?
Atatürk, "beni Türk doktorlarına emanet ediniz" de demiş.
Bu direktifine o kadar uyulmuş ki, Fransız iç hastalıkları uzmanı Profesör Noel Fissenger üç kere gelmiş gitmiş!
Hani şu, Türk basınında yıllarca ısrarla "Fisanje" yazılan adam.
Profesör Neşet Ömer'e, Dr. Nihat Reşat Belger'e, Akil Muhtar'a, Mim Kemal Öke'ye kimse güvenmemiş mi?
Atatürk ilkelerine pek uyuyorsunuz da, niçin elinize toplu iğne batsa soluğu yurt dışında alıyorsunuz, Methodist Hospital falan?
"Polise taş ve sopayla saldırın" şeklindeki, itin birinin CHP militanlarını DP'ye karşı kışkırtmak için uydurduğu "sahte hadis" işinize geliyor ama değil mi, onu uygulamaya hemen hazırsınız maşallah.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.