YAZARA MAİL GÖNDER Barınak A.Ş.

YAZARLAR

Aydın Doğan Bey, "manevi efendisi" Mustafa Koç'la "mutfaktan" özel bir söyleşi yaptırmış, iki sayfa çarşaf gibi yayınlatmış...
Mustafa Koç'u severim, eski okuyucumdur, eskiden o da beni severdi, şimdilerde ne düşünür bilemem. Beni gördüğü zaman "büyük patron havası" yapmayacak ve ayağa kalkıp selam verecek kadar olgun, hazımlı, kibar, zarif ve beyefendi adamdır...
Bu açıdan kalıbının adamı değildir, çünkü kalıbı biraz Marlon Brando'nun son yıllarını andırır.
Sayın Koç uzun uzun ne kadar tarafsız olduklarını, istikrar istediklerini, Sarıgül'ü CHP'nin başına getirmek gibi "kaka" işlerle uğraşmadıklarını sayıp döküyor.
Bir çeşit savunma! Demek ki siyasi durumları pek de parlak değil.
Bütün bunlara inanacak kadar saf olalım da, bir husus dikkatimi çekti. Mustafa Koç, Taksim ayaklanmacılarına yardımcı oldukları iddiasına şöyle cevap vermiş: "1950'den beri o civarda soyguna uğrayan, tacize uğrayan, yabancı, genç, kadın kim varsa Divan Oteli'ne sığınmıştır."
Divan'ın bir çeşit "sığınmaevi" gibi çalıştığını bilmiyorduk. (Otel 1956 yılında açılmıştır ama onun da üstünde durmayalım, dil sürçmesi.)
Söyleşiyi yapan arkadaş çok iyi bir gazeteci olduğu için şu sığınma konusunda "mesela" diye sormamış. Kötü bir gazeteci olduğum için ben soruyorum: Örnek versin. Örnek vermekle yükümlüdür.
Örneğin, 1 Mayıs 1977 Taksim olaylarında, Divan Oteli, meydanda katledilen solculara ne gibi bir yardımda bulunmuştur? Yaralılara kapılarını mı açmıştır, kumanya mı dağıtmıştır?
Hatun tarihleri şaşırdı

Milliyetçi kadınlar Anıtkabir'e yürüdüler ve Atatürk'e hükümeti şikâyet ettiler.
Dün sorduğumuz "milli mücadelede büyük mücadele veren kadınlar" listesini de açıkladılar:
Haime Ana, Satı Kadın, Nene Hatun, Kara Fatma, Makbule Çavuş...
Satı Kadın'ın savaşla mavaşla ilgisi yok, ilk kadın milletvekillerimizdendir, meclise girişi 1935... Nene Hatun'a gelelim.
Nene Hatun, bilindiği gibi "Aziziye Tabyası"nın savunmasında geçer.
Lakin, olayın tarihi 1877...
Yani Osmanlı-Rus Savaşı. Meşhur "93 Harbi"...
Bunun "milli mücadeleyle" ilgisi yok. Tıpkı Çanakkale muharebeleri gibi...
Sırf içinde "Atatürk geçtiği" için Çanakkale muharebeleri resmi tarihçilerimiz tarafından kendi dünya savaşı "kontekstinden" koparılmış, o bağlamdan çekilip alınmış ve kurtuluş savaşımıza "monte" edilmiştir. Bugün bile çok kişi, Çanakkale'yi "kurtuluş savaşının bir parçası" sanır.
Oysa arada beş yıl vardır, beş yıl.
Hadi 1915'i bile anladık da, 1877, yani kurtuluş savaşının tam 42 yıl öncesi biraz fazla abartı olmuyor mu hanımlar?
Üstelik merhume hayatında ağzını açıp da "yolsuzluğa" karşı hiçbir laf etmemişken!
Yani şimdi biz de Gazi Osman Paşa'yı alsak, "Atatürk'ün silah arkadaşı" yapsak?... İsterseniz Pargalı İbrahim'e kadar gider, yeter ki gayretkeşlik olsun.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.