YAZARA MAİL GÖNDER Kalkınma sizi süpürür

YAZARLAR

Dünyanın en büyük havaalanını yapmamıza karşı çıkanlar birkaç grupta toplanıyorlar:
Birincisi, "Tayyip yaptığı için" karşı çıkan yüreği kararmışlar. Hani Kılıçdaroğlu yapsa ses çıkarmayacaklar ama onun da böyle bir projeyi rüyasında bile görecek çapı yok.
İkincisi, Yeşilköy'ün hepten tıkandığını, Sabiha Gökçen'in bile daha şimdiden zorlandığını göremeyen, başdöndürücü gelişmeye gözlerini kapayan "gabiler"... Transit yolcu sayısı bile on yılda 1 milyondan 15 milyona çıkmış, haberleri yok.
Milyonlarca Türk, başta Almanya olmak üzere vızır vızır yurt dışına gidip gelirken "benim emekçi halkım uçağa mı biniyor sanki" diye dırdırlananlar. Bunlar, otuz yıl önce Turgut Özal'ın ülkenin telefon şebekesini yenilemesine ve yaygınlaştırmasına da "benim emekçi halkım Almanya'ya telefon mu edecek" diye karşı çıkan ahmaklardı. Gelişmeye boyları yetmiyordu.
Üçüncüsü, düpedüz Batı'ya çalışan gizli ajanlar. Kimisi kadrolu, kimisi sonuçta kime ve neye hizmet ettiğini göremeyecek kadar kör.
Dördüncüsü, "ağaç kesilecek" diye çıkıntılık eden entel takımı. "Kesilenin beş misli ağaç dikeceğiz" şeklinde verilen söze inanmıyorlar ve güvenmiyorlar. Oysa İstanbul Belediyesi'nin on yılda şehri nasıl "yeşerttiğine" bakmaları yeterli kanıt oluşturabilirdi.
Beşincisi bütün bunlara çanak tutan muhalif basın bülbülleri diyecektim, pek adam hesabına almadığım için vazgeçtim.
Kuzey Ormanı yokoluyormuş... Evet, bazı ormanlar yokolacaktır. Bu kaçınılmazdır. Artık İstanbul'un göbeğinden denize de girilemediği, çocukluğumuzun plajlarının yokolduğu gibi. (Fransızca "plage" kelimesi bayat sayıldığı için Amerikan çocukları "beach club" diyorlar.)
Çünkü İstanbul, on dörde katlanmış nüfusuyla bir azmandır. Bir şehir değil bir "mega" şehirdir. Ne ucu bellidir ne bucağı. Doğudan İzmit'e, batıdan Tekirdağ'a dayanmıştır.
Bu kadar insana, bazı bölgeleri değiştirmeden ve dönüştürmeden yer bulamazsınız.
Ne oturmak için, ne uçağa binmek için. Zaten artık daha fazla "enine" yayılamadığı için New York gibi "dikine" yayılmaya başladı...
On dokuzuncu yüzyıl başlarına kadar İngiltere de baştan başa bağlık bahçelik, ormanlık bir ülkeydi. Sanayi devrimi İngiltere'nin çehresini çok değiştirdi.
Yeşil çayırların arasından geçecek "şimendiferin" o çağın İngiltere'sinde ne gibi sıkıntılar ve çatışmalar yarattığını izlemek için Elizabeth Gaskell gibi yazarları okuyacaksınız... Amerika'ya dönersek, İstanbul gibi azmanlaşan bir Los Angeles'in nasıl başdöndürücü bir değişim yaşadığını izlemek için de Michael Connelly gibi günümüz yazarlarını... Taksim'de yoga yapan enteller bu isimleri duymamışlardır bile.
Havaalanı yapılmadan önce acaba Yeşilköy çayırları ne durumdaydı, hiç merak etmiş miydiniz? Caddebostan'ın asıl adı Cadı Bostanı'ydı, dağbaşı sayılırdı. Şehir doğudan Kızıltoprak'ta, kuzeyden Şişli'de, batıdan Topkapı'da biterdi.
"Ah keşke eskisi gibi Yedikule'den marul, Arnavutköy'den çilek toplayabilsek" özleminin sonu yoktur. Nostalji defterini bu ülkede otuz yıl önce ben açtım, gene ben kapatıyorum. Bununla hiçbir yere varılamayacağını anladım. "Köylüler geri dönsünler, gelenden pasaport sorulsun" gibi lafazanlıkların da sosyoloji bilimine aykırı olduğunu gördüğüm gibi.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.