YAZARA MAİL GÖNDER Kafa kesmenin tarihçesi

YAZARLAR

Sevgili dostum Emre Aköz Internet'te görüntüsünü yakalamış:
IŞİD örgütünün militanları, kestikleri kellelerle top oynuyorlarmış.
İlkellik, cahillik, vahşilik, canilik, sadistlik, ölçüsüz hınç...
İslam'ı da bu rezilliğe kılıf olarak kullanıyorlar.
Lakin bunu Berlin'e giren Kızılordu askerlerinden bazıları da yapmışlardı.
Öldürdükleri SS kızların kelleleriyle oynuyorlardı. Sovyetler Birliği'ni yakıp yıkan ve yirmi milyon kişiyi katleden Alman faşistlerine karşı içlerinde korkunç bir hınç birikmişti.
Eh, kelle de bir "faşiyeye" ait olunca, Rus subayları pek de ses çıkarmıyorlardı.
Sevgili dostum Aköz, kafaların "gayet modern bir biçimde de" kesilebileceğini hatırlatıyor ve örnek olarak, taa 1977 yılına kadar Fransa'da tıkır tıkır çalışan "giyotini" gösteriyor. İzin verirse bu konuyu biraz açmak isterim.
Giyotin elbette Fransız Devrimi'nin çocuğudur. Lakin, Fransız devrimcileri cani ruhlu oldukları için değil (tabii ki içlerinde öyleleri de yok değildi ayrıca.) Giyotin, halkı "idamda da eşitleme" düşüncesinin ürünüdür.
Kafanın çok çabuk, bir vuruşta kesilmesi ve bilincin en fazla on saniye içinde yok olmasıyla, üstelik o çağa göre "insancıl" da sayılmıştır.
Çünkü, devrim öncesi eski Fransa'da (ancien regime) idam şekilleri de, suçlunun sınıfına göre farklılık gösterirdi. Soylular kafaları kesilerek idam edilirlerdi, burjuvalar ve halk da asılarak. (Bu İngiltere'de de böyleydi.) Bizde tam tersidir, bizde saraylı ya da kapıkulunun (ister padişah olsun ister paşa) asla kanı akıtılamaz, boğdurulur.
İşte Fransız devrimcileri, halka da "aristokratlar gibi idam edilebilme" hakkını verdiler, tıpkı kılıç taşıma ve subay olabilme hakkını verdikleri gibi (Eski rejimde kılıç taşıma ve orduda subaylık hakkı da yalnızca soylulara tanınmıştı.) Üstelik bu işi, ufukta beliren sanayi devriminin de bir habercisi olarak "mekanize" ettiler. Artık alet çalışacak el övünecek(!), kafa kesme celladın "elinin ayarına" bırakılmayacaktı. (Cellat baltayı ya da kılıcı kimi zaman ilk vuruşta sanığın boynuna "tutturamıyor", omuzuna, koluna, kafasına indirip eziyete yol açıyordu.) Bu ölüm makinesini Dr.
Guillotin adında bir adama ısmarladılar, onun yaptığı araca da "la guillotine" yani "Guillotin'inki" dediler.
Bu, "düello" konusunda da böyledir.
Düello da soylulara tanınmış bir ayrıcalıktı (dönem dönem yasaklanmakla birlikte.) İsterse kendisine en ağır hakareti etmiş olsun, bir soylunun bir burjuvayla düello etmesi sözkonusu olamazdı, son derece "küçültücü" sayılırdı.
Ona kılıç çekmek bile küçültücü bir hareketti. Kılıcının küt tarafıyla kıçına kıçına vurabilirsin uşak döver gibi, o serbest!
1830'larda, 40'larda geçen tarihi filmlerde, düello etmeye hazırlanan birtakım silindir şapkalı, fraklı, pelerinli, uzun favorili adamlar görürsünüz...
İşte o da, 1830 ihtilalinden sonra iktidara sağlama yerleşen burjuvaziye verilmiş bir eşitlik hakkıdır:
Hep aristokratlar mı düello yapacaklar, biz de yaparız arkadaş!
Peki bizim burjuvalar ne yapıyorlar?
Ya halkın hükümetini devirmek için Fethullah'la işbirliği yapıyorlar ya da ayaklanacak zıpırlara dağıtmak üzere tentürdiyot, gazlı bez falan hazırlıyorlar.
Yani düello değil, pusu. Biri batı geleneği, biri doğu geleneği.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.