YAZARA MAİL GÖNDER Değildir

YAZARLAR

Coşkusu kendinden menkul bir zafer bayramı daha idrak ettik. Coşku gösterenler aslında Yunan ordusuna karşı elde ettiğimiz parlak zaferi kutlamıyorlar (aradan doksan iki yıl geçmiş, daha neyin coşkusu?), sadece seçim sandığında bir türlü yenemedikleri cumhurbaşkanı Erdoğan'ı kendilerince protesto etmiş oluyorlar...
Malum basın da elbette buna çanak tutuyor. Pis alışkanlıklarından vazgeçemediği için.
Birçok gazete, geçen cumartesi günü "büyük zaferi kutluyoruz" gibi alışılmış ve sıradan manşetlerle çıktı.
Aydın Doğan'ın gazetesi "Cumhuriyet'in zafer tacı" dedi.
30 Ağustos, cumhuriyetin zafer tacı değildir.
30 Ağustos 1922 tarihinde, cumhuriyetin ilan edilmesine daha tamı tamına on dört ay vardı, bir seneden fazla...
Büyük zaferi kazanan cumhuriyet ordusu değil, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin ordusudur.
Ortada henüz bir "cumhuriyet" lafı da yoktu, bu Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın kafasındaydı.
Padişah da henüz İstanbul'da oturuyordu. Zaten TBMM, amaçlarından birinin "esir durumda bulunan padişahı kurtarmak" olduğunu beyan etmişti.
Peki, TBMM "saltanatın devamına" karar verseydi ne olacaktı?
Meşrutiyet rejimi sürecekti.
Yani cumhuriyet bir oldu bittiye getirilmese, usturuplu bir zamanlamayla "Ankara dışında olmaları beklenmiş" birçok milletvekili o gün Ankara'da olsalar...
Ulemaya "ihtimal bazı kafalar kesilecektir" şeklinde çok demokratik bir uyarıda bulunulmuş olmasa...
İşte Yakup Kadri kendisi söylüyor, postalcılardan biri de zikrediyor: "Meclis Atatürk'ün aleyhindeydi... Çünkü meclisin yarısından fazlası Enver Paşa'cıydı!"
Enver Paşacı olmak demek, meşrutiyetçi olmak demektir.
Ya TBMM, işbirlikçi Vahdettin'i tahttan indirip yerine İttihat ve Terakki'ye uyum gösterecek başka birini, örneğin milliyetçi ve hatta kurtuluş savaşına katılmak için de İnebolu'ya kadar koşmuş gitmiş (ama geri gönderilmiş) şehzade Ömer Faruk Efendi'yi tahta geçirseydi?
Hani vaktiyle Abdülhamid'i indirip Reşat'ı çıkardıkları gibi...
Ya meclis, Mustafa Kemal'e "paşam, büyük hizmetlerini takdir ediyoruz ama devlet şekline karışma" diyerek onu yüklüce bir maaşla emekliye sevketseydi?
Ne olacaktı o zaman?
TBMM yönetimine "adı konulmamış bir tür cumhuriyetti" diyenler de vardır ama hukuken bu böyle değildir.
Lozan Antlaşması'nı imzalayan da cumhuriyet hükümeti değil, TBMM hükümetidir.
Demek ki büyük zafer bir rejimin değil, Türk milletinin, Türk ordusunun tacıymış.
Asla küçümsemiyorum, yanlış anlaşılmasın.
Ama Yunan ordusunu yenmemizi büyük bir coşkuyla kutlayıp ertesi gün soluğu tatil için Yunan adalarında alanlar da tuhafıma gidiyor...
Kızmayın yahu, fikir jimnastiğidir bu. Bir kere daha hatırlatalım: Bendeniz Atatürk'e karşı değilim, abukluğa karşıyım.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.