Türkiye'nin en iyi haber sitesi
ENGİN ARDIÇ

Çetincan

Yaygın olmayan, alışılmadık isimlere sahip çocuklar daha yaratıcı oluyorlarmış. Benzersiz bir isim çocuğa kendini özel hissettiriyormuş, daha cesur olmasını sağlıyormuş. New York Üniversitesi psikologlarından Adam Alter söylüyor.
Ne gibi isimler mesela? Amerika'da John'dan, George'dan, Michael'den çok farklı isim ne olabilir?
Barak Hüseyin olur da, ne kadar başarılı sayılacağı tartışma konusu yapılır.
Diyelim Amerika'ya 1600'lerde göçetmiş "püritenlerin" Tevrat'a özenip aldıkları İbrani isimleri... Abigail, Habakkuk, Ebenezer falan...
Bize matrak gelir ama ortalama Amerikalı bunlara gülemeyecek kadar böndür.
Fransızlar erkek isimlerine bir de Marie ekliyorlar ya (Meryem), o sarkastik millet bile "kız mı erkek mi" diye dalga geçmeyi düşünemiyor. Bu dalgayı gene bir İtalyan geçiyordu: "Postacı" filmindeki cahil ve iyi yürekli postacı, Pablo Neruda'ya gelen bir mektuptaki Jean-Marie ismine çok gülüyordu...
Bendeniz tuhaf isimlerin cesaret ve yaratıcılıktan ziyade kompleks yarattığını, yani çocuğa destek değil köstek olduğunu düşünürüm.
Şemistan ismine gülündüğünü çok gördüm mesela.
"Gül yüzlü" anlamına gelen ve Osmanlı'da çok yaygın olan Gülcemal ismine sahip bir genç kızın yirminci yüzyılda ne üzüntüler çektiğini de bilirim.
İsimleri sosyal sınıf da belirliyor: Nükhet, Tuğçe, Pelinsu "alafranga burjuva" isimleridir. Buna karşılık Hamdune, Rabia, Aleyna da "Müslüman halk çocuğu" isimleri. Biri ötekini hep küçümser.
Melahat, Hamiyet, Mürüvvet, Madelet, Fahamet falan da Osmanlı'nın son, cumhuriyetin ilk yılları kokarlar.
Nasıl ismi Tuğçesu olan bir yaşlı teyze düşünülemezse, ismi Dilfiraz ya da Şikeste olan küçük bir kız çocuğuna da pek rastlayamazsınız.
Doksanlı yıllarda çocuğuna kendi ismini verme modası burjuva çevrelerinde almış yürümüştü, sonuna "can" ekleyerek... Haluk'un oğlu Halukcan, Hakan'ın oğlu Hakancan, Kaan'ın oğlu Kaancan gibi.
Bazı yeni para kazanmış görgüsüz babalar, gırgır olsun diye de verdikleri bu isimlerin oğlanı günün birinde ne kadar zor durumda bırakacağını düşünmüyorlardı: Lütfican, Selahattincan, Şuayıpcan, Sakıpcan...
Ne kadar değişik ve çarpıcı olursa olsun, her isim herkese her alanda başarı ve mutluluk getirmez: Dizi oyuncusu ya da şarkıcı olmak istiyorsanız, Şehriye Sündüs Özkerestecioğlu ismiyle bir yere varamazsınız, kendinize Alev Yakar falan gibi bir isim uyduracaksınız!
Demek ki Ahmet, Mehmet falan pek yaratıcı olamıyorlarmış, Amerikalı profesör öyle diyor.
Peki, Ahmet'lerden bir Ahmet'in, "1 Kasım'da AKP kazanırsa darbe olur" gibi son derece çarpık ama pek de yaratıcı hezeyanlarını nasıl açıklayacağız?
Babasına karşı duyduğu derin aşağılık kompleksiyle, ondan daha fazla sivrilme dürtüsüyle herhalde. Altmış beş yaşına gelmiş, torun torba sahibi adam, seksen yedilik babasının ağırlığı altında ezilmeyi bugün de sürdürüyorsa çekiverin kuyruğunu.
Belki Mehmet de bu sefer Ahmet'in altında ezilmiştir, kimbilir?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA