YAZARA MAİL GÖNDER Kabadayı değil, "insan" olmak!

YAZARLAR

Kendi mahallendeyken, kendi kültür çöplüğünde horozlanırken dünyaya baktığın pencerenin ne kadar dar olduğu aklına bile gelmez.
İdare edersin!
Hele bir de delikanlı diye sırtın sıvazlanıyorsa, "kabadayı adamdır" diye önünde diz çökülüyorsa...
O çok güvendiğin ahlakının zor bir sınavda tel tel dökülebileceğini hayal bile etmezsin.
Senin için o sırada ahlak denen şey güçtür, bir de birkaç ezber!
Bilmezsin ki, asıl gereken "insan"lıktır, kabadayılık falan değil!
Yazıya neden böyle başladım, anlayacaksınız...
Meşum 6-7 Eylül 1955'in yıldönümünde hemen her gazete konuya bir kez daha değindi. Röportajlar, soruşturmalar yapıldı. Olaylara ilişkin belgeler bir daha karıştırıldı.
Benim için en çarpıcısı Agos gazetesinde Funda Tosun imzalı söyleşiydi.
Bir zamanlar İstanbul'un pek tanınmış ve güçlü kabadayısı Mikdat Remzi Sancak 6-7 Eylül günlerinde yaptıklarını büyük bir açık sözlülükle anlatıyordu.

***

"O zamanlar tramvay 3 kuruş. Bir köylü vatmana bilet parası vermek için elini cebine atıyor ve binlik çıkartıyor. Vatman 'bozamam' deyince, bir daha atıyor, bir binlik daha çıkartıyor. Vatman polis çağırdı. Adamın üzerinden 40 tane binlik çıktı."
Düşünün, öyle bir talan!
"Duyduk ki, Atatürk'ün evine bomba atmışlar. Millet galeyana geldi tabii. Ne kadar Rum, Ermeni, Süryani, Musevi varsa, hepsinin dükkanlarına girdik, evlerine daldık. Ben de ne varsa, doldurdum koynuma..." diyerek anlatıyor Sancak!
Sancak'ın anlattıkları, bu olayların nasıl bir kültür köküne dayandığını; kabadayılık, diye sürekli pohpohlanan şeyin aslında nasıl bir "politik eylem çizgisi" olduğunu da ortaya koyuyor.
Karanlık binbaşılar, özel görevli generallerle dostluklar birbirini izliyor.
Sancak'ın 12 Eylül'deki tutukluluğu konusunda söyledikleri mesela...
"Uyuşturucu kaçakçılığından yattım. İftiraydı ama benim bazı faili meçhullerim vardı."
***

Sancak şimdi geçmişe baktığında "olanlar, olacak iş değildi!" diyor. Eskiden insanları silahla karşılayıp uğurlarmış, artık hurma ve zemzemle uğurluyor. Yaptığı birçok şey için "günah ama Allah affeder" diye eklemeyi ihmal etmiyor.
Fakat yaşanan yaşanmış bir kere!
Giden hayatlar geri dönmüyor ve biliyoruz ki, bir toplumun dağılan dokusu bir daha kolay kolay toparlanamıyor.
Bakıyorum da...
Hala çocuklarımızın zihnini ayrımcı, ırkçı, nefret dolu ezberlerle dolduruyoruz ve bunu hiç sıkılmadan "ahlak" diye, "delikanlılık" diye sunuyoruz!
Merhamet ve bir arada yaşama kültürü hala o kadar cılız, o kadar "yalnız" ki!

BUGÜNKÜ DİĞER YAZILARI
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.