YAZARA MAİL GÖNDER Ateizm, sekülerizm ve... Kerim devlet!

YAZARLAR

Batı'daki "Aydınlanma"dan bu yana ateizmi bir inanç sistemi olarak görmemizi isteyenler hep olmuştur.
Son yıllarda Anglosakson dünyasında bu tutum yeniden alevlendirilmek isteniyor. Yayınevleri biyologlara, fizikçilere ve hatta dedikodu yazarlarına ateizmi savunan kitaplar yazdırıp cafcaflı kampanyalarla tanıtıyorlar. Fakat sonuç hep aynı: Hepsinin altından eğreti bir "bilimcilik" (scientism) veya ağır depresif bir ruh hali çıkıyor.
Kamuoyuna gelince...
O matrak hikâyedeki gibi "uçak türbülansa girince ortada ateist falan kalmıyor!"
Tabii uçağa gerek yok. Gece kafayı yastığa koymak yetiyor. Çünkü insanın içinde türbülans hiç eksik olmuyor. Varoluşumuzun uyarıcı bir parçası o!
Uzun lafın kısası...
Ateizm, ateizm dediğimiz şey bütün sistem çabalarına, felsefi havalarına ve belli bir kültürel tarihe rağmen bir sistem değil, tepkidir. O kadar!
Hepi topu bir itiraz, hatta güceniklikten ibarettir.
En net şöyle anlatabilirim; hiçbir ateist bütün kalbiyle ateizme inanmaz. (Çoğu gizliden deist veya agnostiktir.)

***

İşte bu anlattığım nedenle...
Bizim muhafazakârların gündelik hayatta ve politikada ateizmi çok ciddiye almalarını bir türlü anlayamamışımdır.
Geçenlerde Başbakan'ın din dersi konusundaki açıklamasını dinlerken aynı duyguyu yaşadım.
İnananların karşısına aynı ciddiyetle farazi bir inanmayanlar (ateistler) kitlesi koyup fikir yürütmeye; "ateistlerin de din kültürü edinmeleri zarurettir" diyerek meseleyi zorlamaya gerek yok ki!
Uzun bir zihniyet mühendisliğinden sakatlanarak çıkan Türkiye'nin de temel meselesi "teizm-ateizm" (inanç- inançsızlık) karşıtlığı değil; dindar hayat tarzlarıyla seküler (din- dışı) hayat tarzı arasındaki politik- sosyolojik çatışmanın çözülmesidir.
Dikenli bir konudur.
Çünkü Türkiye kendisinin tepeden inme sekülerleştirilme sürecini hâlâ doğru düzgün tartışmamıştır.
Üstelik modern ekonomik- kültürel hayat anlamından boşalıp "tarz"dan ibaret kaldığı için karşılıklı olarak tarzlar çatışmakta, işin esası güme gitmektedir.
***

Başörtüsü yasağını kaldıran devlet reşit olmayan çocuklar üzerindeki hegemonyasına son vererek tercihi anne babalara bırakmakla doğru yapmıştır.
Fakat sıra yavaş yavaş şuna da gelmelidir: "Din kültürü" dersleri hem seçmeli olmalı, hem de toplumun taleplerine göre (mezheplerden yerel kültürlere kadar) çeşitlenmelidir.
"Kerim devlet" isteyen dostlara, "kerim" kavramını hatırlatmak isterim. Orada zorlamanın yerini ikram ve cömertlik alır.
(NOT: Zor bir yazı bu farkındayım. Bir okunuşta kavranamayabilir ama bu meseleler de zaten bir oturuşta çözüp kalkılacak konular değil. Önümüzdeki günlerde devam ederiz.)

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.