Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Pembe granitten kocaman bir kaya...
Bir general kabri.
Servilerin gölgesinde kamuflaja yatmış ağır bir tank gibi duran kayanın çevresinden dolanıyorum.
Neredeyim ben?
Ferforje demirden kuş kafesi gibi tasarlanmış, bir yanıyla çok hüzünlü fakat güzel bir kabir vardı şurada bir yerde. Sarmaşıklar dolanmıştı hani. Bir yanında kırmızı bir gül açar dururdu.
O nerede?
Karşıma çıkan mezarlık görevlilerinden birine soruyorum. "Kaldırdılar" diyor; sonra eliyle ölüm hakikatinden çok mermer denilen maddeyi yücelten tuhaf bir yapıyı gösteriyor. "Paslanıyor, her seferinde boya istiyor diye aile kafesi söktürdü, bunu yaptırdı."
Kimisi unutulmuş, kimisi çiçek tarhına dönüşmüş birkaç mezarın arasından yürüyorum.
Derken karşıma mezarlığın orta yerinde yeni tip bir konut sitesi çıkıyor sanki...
Kayısı renginde taşlardan inşa edilmiş beş gökdelen, geniş bir park alanı, yürüyüş yolları düşünün. İşte böyle bir sitenin büyükçe tutulmuş bir maketi yerleştirilmiş gibi.
İsimlere bakınca anlıyorum, pek tanınmış bir müteahhit ailenin kabristanı.

***

Mezarlıklar yaşayanlara ahireti hatırlatırdı ya...
Ölüm dünya hayatının biricik hakikatiydi, gerisi belki toptan yalandı. Ölüme doğuyorduk nihayetinde.
Ve ne kadar kaçarsak kaçalım bu hakikat hiç değilse mezarlıklarda kafamıza dank ederdi ya...
Bu durum hâlâ geçerli mi, hiç emin değilim.
Anlamışsınızdır, geçen hafta bir günümü İstanbul'un hem tarihi, hem asri büyük bir mezarlığında geçirdim. Adı lazım değil.
Serviler dinlendirdi beni.
Bazı taze mezarlar sarstı, diriltti.
Ama bu kez net biçimde gördüm ki, mezarlıklar artık dünya yaşamının öteki yüzü değil, basbayağı tekrarı.
Ahiretten çok yaşadığımız hayatın ta kendisine atıflar yapıyor.
Gösteriş almış yürümüş. Güç düşkünlüğü ve sınıfsal fark vurgusu toprağın yalın hakikatini ezmiş geçmiş.
***

Mezarlıktan eve döndüğümde Ahmet Hamdi Tanpınar'ın annesinin mezarına bakıp yazdığı şiiri aradım, buldum.
Şu dizeler yüreğimi titretti.
"Bir yığın toprakla bir parça mermer/ Sırrıyla haşr olmuş orda ebedin."
Bense o gün uçsuz bucaksız bir alanda bir yığın mermer, bir parça toprak görmüştüm.
Allah'tan ki, ağaçlar vardı ve şehrin gürültüsünden kaçan kuşlar oraya sığınmıştı.
"Ebedin sırrı"nı hissetmeye gelince...
Tamam! Burada susuyorum.

YAZARIN BUGÜNKÜ DİĞER YAZILARI
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER