YAZARA MAİL GÖNDER Esas işgal!

YAZARLAR

Şimdi kafamıza dank ediyor değil mi?
Farklarla güzelleşiriz ama ayrışırsak çirkinleşir, hatta zalimleşiriz.
Farklılık bir kez ayrılık oldu mu, o yoldan dönmek ne zordur!
Musul nihayet kurtarılacak diye tam sevinmeye hazırlanmışken yeni korkularla yutkunup durmamız bundan...
On üç yıl boyunca Irak'a ne yapıldığını anlamaya daha yeni başlıyoruz.
Yazıp duruyorum; Irak yok, artık! Mezhepler, etnisiteler, ayrılıklar, düşmanlıklar var.
Irak kendini geri almadan Musul'u nasıl geri alacak?
Şimdi durup ajanslara, tartışmalara, medyaya, hatta eş dost sohbetlerinize bir bakın...
Kaç kez Irak dediniz? Ne kadar az. Belki hiç.
Oysa defalarca Haşdi Şabi milislerinden, peşmergeden, Yezidilerden, Sünni Türkmenler, Şii Türkmenlerden ve diğerlerinden söz ettiniz, değil mi?

***
Gelelim esas meseleye...
Orduların işgallerini biliyoruz.
Ama gün geliyor, ordular çekip gidiyor.
Ekonomik işgalleri biliyoruz.
Dolar nasıl bir silah gibi bütün ülkeleri ele geçirmiş; nasıl ellerini kollarını bağlamış; anlamayan kalmadı. Hatta dünyanın bir bölümü yavaş yavaş "dolar hegemonyası"na karşı bir ayaklanmaya hazırlanıyor.
Kültürel işgalleri de biliyoruz.
Önce oryantalizm sonra, globalizm.
Yine de "zihinlerin Batılılaştırılmasını" anlamak konusunda epey yol kat etti dünya.
Fakat bir de sosyolojik işgal var.
Başladı mı, bitmeyen bir savaş, daha doğrusu.
Nedir o?
Bir ülkeyi, bir coğrafyayı, bir milleti mezheplere, etnisitelere bölmek; bütün farkları derinleştirmek, ayrılıkları büyütmektir.
İşin bu yanını görmeyi ihmal ediyoruz.
Çünkü her ayrışma bir tür özgürlük olarak lanse ediliyor; zoka orada yutuluyor.
Sonrası mı?
Herkes birbirini yemeye başladığı için kurtuluş hayal oluyor.
Orası artık büyük güçler için "oyun hamuru"dur.
Olay budur.
***
Gerçek şu ki...
Batı'nın sosyal savaş ve işgal stratejisi hep etnisiteler, mezhepler ve cemaatler üzerinden yürümüştür.
Yani hikaye eskidir.
Yirminci yüzyılda Batı dışı dünyayı böyle şekillendirdiler.
Şimdi yirmi birinci yüzyıl için aynı modeli Irak ve Suriye üzerinde uyguluyorlar.
Bir deney laboratuvarında çalışır gibi soğukkanlılar.
İnce ince dağıtıyor, ayrıştırıyor, savaştırıyor ve sonuçlarını dikkatle kayda geçiyorlar.
Aslında en gaddar savaş, en acı işgal budur.
Biz ne yaptık? Küresel güçlerin bu stratejisini "yumuşak güç politikası" falan sandık.
Ya da müdahalede kararsızlık veya temkinli dış politika falan...
Artık bu kadar naif bakmasak, iyi olacak!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.