Türkiye'nin en iyi haber sitesi
HAŞMET BABAOĞLU

Zaman gelip geçerken: Popüler psikoloji yalanları

Tek başımıza yaşamıyoruz. Birbirimizin hayatına öyle ya da böyle müdahiliz ve hayat bize "dışarıdan/başkalarından" geliyor... Fakat ne zaman sıkıntılarımızla hesaplaşmaya kalksak, ne zaman dertlerimize deva arasak, sanki görünmez bir parmak burnumuza doğru uzanıp şöyle demeye başladı: "Hepsi senin sorunun, hepsi, hepsi... dertlerinle başkalarının canını sıkma, toplumu kendinle meşgul etme!" Büyük yalan bu! Bütün odalarını pislik götüren, çatısı akan, borçtan kapandığı için suları akmayan bir evin salonunda her şey normalmiş gibi yaşamamızı istiyorlar. Varsa bir anormallik, sadece bizim suçumuz olduğuna inanmamızı bekliyorlar. Bana sorarsanız, popüler psikoloji yalanlarını bir yana bırakmanın zamanı geldi geçiyor ama dinleyen çıkar mı?

***
Al işte! Tanınmış bir beyin/zihin vesaire uzmanımız da "dışarıya öfkeniz, sevginiz, nefretiniz aslında kendinizedir" diye devam etmiş. (Büyük hikmet geleneklerinden bugüne uzanan sözler, tecrübeler, fikirler böyle rasgele un ufak ediliyor işte!) Çok manidar. Tuzu azıcık kuruyan herkes böyle konuşmaya başlıyor. Herhalde "Ah bir iyi olsam, dünya da iyi olacak!" kafasıyla ömrümüzü tüketmemizi istiyorlar ki, toplumsal/ kültürel kötülük kimseye hesap vermeden işini yürütsün...
***
İyi hissetmek, iyidir elbette. Ama gelip geçicidir... Bir tür sarhoşluktur... Sen "iyi insan" ol! Zor mu? Eh, günümüzde zor. Derim ki, bunun da nedenini sor. Esas o zaman zihnin açılacak.
***
Yukarıdaki sözlerim öfkeli olduğum izlenimi vermiş olabilir. Doğru değil. Çünkü bu satırları yazarken bir yandan da Nils Frahm'ın "Re" ve Olafur Arnalds'ın "Hands, Be Still" parçalarını dinliyorum. İçimden bir deniz geçiyor...
***
DOT Tiyatro'nun merakla beklediğim "Bırak İçeri Gireyim" oyununu izledim. Geçmişte filmine vurulmuştum. Emeğe saygısızlık etmek istemem ama oyun benim için hayal kırıklığı oldu. Belli ki öykü giderek jimnastik gösterisine dönüştürülmüş bir sahne yorumunu kaldırmıyor. Hem öyküdeki o ince ve sarsıcı "göçmenlik" meselesi unutulmuş mu ne?
***
Yeme içme konusunda tuhaf bir hava pompalanıyor. Yeni dükkan açıp yemek yapmaya başlayanların hangi ünlü şeflerin yanında tecrübe kazandıklarını hemen öğreniyoruz. Sosyal medya bu bilgilerle kaynıyor. Gel gör ki, yemeklerde ustalık göremiyoruz. Nedir tattığımız? Kuru kuruya cv'ler mi?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA