Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Kurumları insanlardan soyutlayıp, onları kutsamak veya yermek aslında bir nevi gerçeklerden kaçış yöntemidir.
Örneğin şu "Cumhuriyet"i ele alalım.
Kimimiz 86 yılda elde edilen başarıların kimimiz de aynı dönemdeki başarısızlıkların hem sahibi hem de sorumlusu olarak Cumhuriyet'i göstermez miyiz?
Oysa Cumhuriyet hep aynı cumhuriyettir.
Buna karşı farklı dönemlerde farklı insanlar Cumhuriyet'in yöneticileri olmuşlardır. Bunların bazıları Cumhuriyet'e vizyon getirmişler ve sorunlara çözüm üretmişlerdir. Bunların yönetim sorumluluğu taşıdıkları dönemlerde gelişme süreçleri yaşanmış, devlet yenilenmiş, toplum özgürleşmiştir.
Toplumların farklı yapıları dünyadaki bütün cumhuriyetleri de birbirlerinden farklı kılmamış mıdır?
Örneğin İngiltere'nin, İsveç'in veya Norveç'in cumhuriyete değil monarşiye sahip olmaları, onların muz cumhuriyetlerinden geri olmalarını mı kanıtlar?
Veya İngiltere'de Lordlar Kamarası'nın var olması demokratikleşme açısından Türkiye Cumhuriyeti'ni bu ülkenin önüne mi geçirir?

İnsan yapısı kurumlar
Kısacası bütün siyasal ve sosyal kurumlar hem insan yapılarıdır, hem de başarıları ve başarısızlıkları onları yöneten insanlara aittir.
Bir başka mesele de, toplumların bu kurumlara bakış açılarındaki farklılıklardan kaynaklanan anlaşmazlıklardır.
Örneğin biz Türkler de, siyasal ve sosyal konumumuza göre Cumhuriyet'e böyle farklı açılardan yaklaşmıyor muyuz?
Bir bölümümüz "Cumhuriyet" denilince "Kurtuluş Savaşı"nı, "Bağımsızlık" kavramını veya "Laiklik" ilkesini öncelikle düşünüyoruz.
Bir bölümümüz için ise Cumhuriyet'te öncelikle var olması gereken nitelikler, temel hak ve özgürlükler, hukukun üstünlüğü, çoğulcu demokrasi gibi olgular listesi içinde bulunuyor.
Bazılarımız "Laikliği korumak için demokrasi feda edilebilir" diyerek Cumhuriyet'i demokrasiden soyutlayabiliyoruz. Bazılarımız da "Saddam'ın Irak'ı da laik bir cumhuriyetti" söylemi ile demokrasisiz ve hukuksuz bir cumhuriyetin anlamsızlığını vurguluyor.

Askeri cumhuriyetler

Ama genellikle dünyada sanki tek tip bir cumhuriyet modeli varmış gibi düşünüyoruz.
Örneğin İran'ın bir "Teokratik Cumhuriyet" olduğunu unutuyoruz.
Bu cumhuriyet modelinde de kendine özgü bir demokrasi ve seçimler vardır ama iktidarın ana kaynağı yeryüzünde değildir.
Seçilmişlerin gücü mollalar karşısında sıfırlanır.
Bunun gibi askeri darbelerin yer aldığı "Geçiş dönemleri"nde Türkiye'de seçilmiş değil silah zoru ile belirlenmiş cumhurbaşkanları vardı ve TBMM de yoktu.
Neticede bu da "Askeri cumhuriyet" modelini yansıtmıyor muydu?
Bugün "Askeri cumhuriyet" denilince Burma'yı düşünmüyor muyuz?
Veya Castro'nun Küba'sı da, Kaddafi'nin Libya'sı da, Kim Dae-jung'un Kuzey Kore'si de birer cumhuriyet değil midir?
Biz Türkler "Cumhuriyet" dediğimizde "Vatan"ı veya "Devlet"i de ifade ediyoruz.
Cumhuriyet bu açıdan bir rejimin adı olmaktan öteye anlamlar taşıyor.
Bazılarımız ise "Atatürk Cumhuriyeti kime emanet etmişti" sorusuna cevap arayarak, meseleye yaklaşmayı yeğ tutuyoruz.
Cumhuriyet'in kurucusu Atatürk Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni gençliğe mi, yoksa orduya mı emanet etmişti?
Acaba Amerikalılar da "George Washingon ABD'yi kime emanet etmişti" diye bir soruya cevap arıyorlar mıdır?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER