YAZARA MAİL GÖNDER Yaşamak ve ölmek üzerine çeşitlemeler...

YAZARLAR

Aslında hayat bir film veya bir tiyatro oyununun sahnede sergilenmesi gibi değil mi?
Sonsuz bir film veya oyun bu...
Ama zamanı geldiğinde başroldekiler de çıkıyorlar ve film hiç aksamadan devam ediyor.
Aktörler de, aktrisler de, figüranlar da ayrılıyorlar hayattan.
Yerlerine hemen yenileri geliyor.
İzleyiciler mezarlıkların vazgeçilmez sanılan insanlarla dolu olduğunu biliyorlar ama kimse kendisinin de bir gün sahneyi terk edeceğini pek düşünmek istemiyor.
Geride kalan ocak ayında da çalışmaları ile hayatımızda izler bırakan nice ismin sahneden çekildiğini yine görmedik mi? Düşünün ki Mehmet Ali Birand bile yok artık...
Batı Avrupa dillerinde "Herkes ölür ama herkes yaşamaz" diye bir özdeyiş vardır. Bertold Brecht bunu "Ölmekten değil yetersiz yaşamaktan korkun" şeklinde formüle etmiş.

Menderes ve Pargalı İbrahim

Dün gazetelerin magazin sayfalarında maktul Başbakan Adnan Menderes'in hayatını anlatan, "Ben Onu Çok Sevdim" adlı dizinin başlamadan oyuncularını kaybettiği haberleştirilmişti.
Önce Adnan Menderes rolündeki Mahir Günşiray, sonra da Berrin Menderes'i oynayacak olan İclal Aydın bu dizi projesinden ayrılmışlar.
Bu projenin sahibi olan Pana Film'den de İclal Aydın'ın arkasından "Bize güç veren sevgili oyuncumuzla bir başka projede buluşmak için ayrıldık" şeklinde bir açıklama yapılmış.
Gerçek hayat da böyle olabilseydi keşke.
Mesela Demokrat Parti 1957 seçimlerinde yenilseydi ve Adnan Menderes, ilerideki bir seçimi kazanarak yeniden başbakan olmak üzere rolünü bıraksaydı...
Pargalı İbrahim, 10 yıl Kanuni'ye sadrazamlık yaptıktan sonra "Artık dinlenmek istiyorum" diyerek kendini emekli etseydi...

Kader ve insanlar

Tabii ki kader diye bir şey var ama bir ölçüde insanlar kendi kaderleri üzerinde söz sahibidirler de...
Bakın Suriye'nin Beşar Esad'ına...
İhtiraslarının boyu akıllarının boyundan daha uzun olan hayat aktörleri, kaderlerini de akılları ile değil ihtirasları ile belirliyorlar.
Geçenlerde Dışişleri Bakanı Davutoğlu ile sohbet ederken bir ülkede istikrarlı demokrasinin varlığının kanıtları üzerinde çeşitlemeler yapıyorduk.
Davutoğlu "Bir ülkede yaşayan eski cumhurbaşkanları varsa o ülkede demokrasinin istikrarı da kanıtlanır" dedi.
Ben de "Bu tanıma göre Türkiye'de demokratik istikrarın son kanıtı Süleyman Demirel mi" diye sordum.

Ara vermek mümkün mü?

Kısacası zaman zaman herkesin bir ara verip bunları düşünmesi gerekiyor...
Gerçi "Ölenle olana çare yoktur" ama hiç olmazsa bunlar üzerinde akıl yorulabilir.
Günümüzün Charlie Chaplin'i Woody Allen "Ölmekten korkmuyorum, ama o sırada orada olmak istemiyorum" demişti ya...
Cahit Sıtkı Tarancı da "Artık suda aksimiz yok" diye anlatır ölümü.
NBC'de 29 yıl aralıksız "Tonight Show'u" sunan Johnny Carson ise şöyle tanımlamıştı durumu:
- Öldükten sonraki üç günde saçınız da tırnaklarınız da uzamaya devam eder... Sadece telefonunuz hiç çalmaz artık.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.