YAZARA MAİL GÖNDER Sansür hep vardır ama bazen çok komik de olur...

YAZARLAR

Günlük hayatımızda ezelden ebede başvurduğumuz uygulamalar haber oldukları zaman bizi şaşırtıyor. Bu uygulamalardan biri "Sansür" değil midir?
Sansürü sadece despot yönetimlerin uyguladığını veya bu uygulamanın çoğunlukla "Oto-sansür"e de dönüştüğünü sanmak yanılgısına düşmeyelim.
Toplum ve aile yaşamında da sürekli sansür vardır. Onlar hakkındaki gözlemleriniz ve düşünceleriniz ne olursa olsun, patronlarınız veya yöneticileriniz hakkında konuşurken kendinizi sansürlemez misiniz?
Ailenizin üyelerinin zaaflarını bilirsiniz ama bunları çok açık biçimde seslendirdiğiniz takdirde aile birliğinizin devam edemeyeceğini düşünerek, düşüncelerinizi sansürlersiniz.
"Kol kırılır yen içinde kalır" deyişi, sansürün toplumsal geleneklerdeki yerinin ifadesi değil midir?
Dini inançlardan kaynaklanan sansürcülük de çok yaygındır. Örneğin bir muhafazakar yayın kuruluşunda "Yaratan sadece Allah'tır" gerekçesi ile sanat konusunda bile "Yaratmak" kelimesinin sansürlendiğine tanık olmuştum.

Özgürlüğün tehdidi
Bugün RTÜK'ün uyguladığı ağır para cezaları yüzünden televizyon dizilerini yapanlar aynı zamanda "Otosansürcü görevliler" konumuna itilmiyorlar mı?
Neticede sansür her ne kaynaklı olursa olsun, özgür düşüncenin, gelişmenin, aklın tehdididir.
Dün Hürriyet'in internet sitesinde Dinçer Gökçe imzalı ve bizim yoğun sansürlü yıllarımızı çok iyi yansıtan bir haber vardı.
Buna göre "Ar Film"in sahibi Nurettin Ada'nın yazışmalarının bulunduğu bavul sahaflara düşmüş. Bu yazışmalarda 1960'lara dayanan yıllarda film yapımcısının Emniyet Müdürlüğü'ne yazdığı "Filmlerimi sansürleyin" taleplerinin yanında, nelerin sansürlendiğinin listesi de varmış.
Bu uygulamada talep üzerine İçişleri Bakanlığı, Genelkurmay, Emniyet, Milli Eğitim Bakanlığı ve Basın Yayın Turizm Genel Müdürlüğü'nden birer temsilcinin yer aldığı "Merkez Film Kontrol Komisyonu" toplanırmış. Filmin hangi sahnesinin veya senaryonun hangi bölümlerinin sansürlenmesi gerektiğine karar verilirmiş.

Vahi Öz kırıtmasın

Dinçer Göker'in haberinde yer alan bazı sansür uygulamalarından örnekler şöyle:
15 Ekim 1957'deki bir yazıda "Sönen Ocak" isimli filmin yurtiçi gösteriminde bir sorun bulunmadığı, ancak filmin yurtdışına çıkarılmaması istenir. Bu arada "Kaynana" tabirinin "Kaynanacığım" şeklinde değiştirilmesi istenilir.
Mesela 1965'te "Karakedi" filmi için de "Tersanede gemi tamiri yapan Vahi Öz'ün balyozu vururken kırıtması sahnesi, çalışma vakar ve ciddiyetine uymadığından bu sahne çıkarılsın" kararına varılmış.
Ne dersiniz? Siz kendiniz sansür kurulunda olsaydınız neleri sansürlerdiniz bugün izlediklerinizden?
Hukukun yerine insanların duygularını ve saplantılarını ikame ederseniz, kimbilir daha neler olabilir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.