YAZARA MAİL GÖNDER Siyasetçilerin en akil insanlar olmasını bekliyoruz

YAZARLAR

Barış sürecini engellemek ve daha da ötesi sabote etmek için birilerinin planlar yaptığını görmezden gelmek mümkün değil.
Geçmişte kimlerin üniversiteleri ve hatta Harp Okulu'nu bile sokaklara döktüğünü görmedik mi? Talat Aydemir'in önderliğindeki darbe girişimleri de "Genç subaylar huzursuz" manşetleri de, yakın tarihimizin sayfaları arasında değil mi?
Paris'teki cinayetlerden Ankara'daki bombalı ve lav silahlı saldırılara, şimdi de bazı üniversitelerdeki çatışmalara uzanan bir dizi olayı, herhalde bu açıdan da dikkatle izlemek gerekiyor.
Burada dikkat etmemiz gereken bir nokta var. Muhalif parti liderlerinin ve sözcülerinin barış sürecine dönük olumsuz söylemlerini "Sabotaj" kapsamında ele almak çok yanlıştır.

Siyaset yapıyorlar

Neticede barış sürecinden beklenen nihai amaç silahların susması ve siyasetin sesinin duyulmasıdır. Kılıçdaroğlu veya Bahçeli bu süreci eleştirirken veya izlenen çizgiyi yerden yere vururken, kendilerince siyaset yapıyorlar.
Bu durum onların izledikleri siyasetin doğru olduğu anlamına gelmiyor olsa bile, siyasetçilerin kamuoyu önündeki söylemleri asla sabotaj veya Derin Devlet kaynaklı engelleyici eylem kapsamına girmez.

Mantık meselesi
"Barış" kavramının demokratik siyasette yer alan bir parti için ürkütücü olmasını anlamak tabii ki mümkün değil. "Barış" olsa olsa şiddette varlık sebeplerini bulan teröristler için ürkütücü olabilir. Bölücü terör sona erdirilir ve buna gerekçe kılınmak istenen anti-demokratik durumlar kalıcı bir sosyo-politik çözümle giderilirse, bu hem tüm Türkiye'nin hem de bu topraklarda yaşayan hepimizin başarısı olacaktır. Yani CHP'nin ve MHP'nin barış ve çözüm arayışını AK Parti ile BDP'ye terk etmeleri siyasetin mantığına pek uymuyor.
Bölücü terörün tırmandığı ve şehit cenazelerinin Batı kentlerini de doğrudan etkilediği dönemlerde örgütlerini itidale davet eden Bahçeli'nin, barış sürecindeki ölçüsüz öfkesi pek anlaşılamıyor.
Kılıçdaroğlu'nun farklı zamanlardaki söylemlerinden, bu siyasetçinin neyi amaçladığını anlamak ise zaten pek mümkün değil. Kılıçdaroğlu'nun "Siyaset"i Başbakan Erdoğan'a laf yetiştirmekten ibaret zannettiğini düşündürecek sayısız durum var. Oysa hepimiz siyasi parti liderlerinin toplumun "En Akil İnsanlar"ı olduklarını düşünürüz.
Şöyle bir Çin atasözü vardır:
- Akıllı kişi, akılsız kişinin dağın tepesinde gördüklerinden daha fazlasını kuyunun dibinde görebilendir.

Akıllı bir hayat

Yıllar önce Ankara'da John Patrick'in "Ağustos Ayı Çayhanesi"ni Devlet Tiyatrosu sanatçılarından izlemiştim. Daha sonra bu oyun filmleştirildi ve başrolü Marlon Brando oynadı.
İşgal altındaki Japonya'da kırsal kesim insanları ile Amerikan askerlerinin ilişkilerini irdeleyen bu oyundan hiç unutmadığım şöyle bir cümle aklımda kaldı:
- Acı duymak insanı düşündürür, düşünce insanı akıllı kılar, hayatı dayanılır hale getiren şey de akıldır.
Kısacası, çektiğimiz acıların hepimizi ve özellikle siyasetçileri akil insanlar yapmasını beklemeli değil miyiz?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.