Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Yaşayan ya da şu anda hayatta olmayan önemli insanların en büyük sorunlarından biri "Anlaşılamamak" ise, diğeri de "Yanlış anlaşılmak"tır.
Kemal Tahir'in son gecesini hiç unutamam.
Şişli'deki evimizde, 20 Nisan 1973 akşamı bir grup dostla birlikte Kemal Tahir de konuktu... Konuklar arasında gazeteci meslektaşlar, yazarlar ve Kemal Tahir'in tutkun okurları olan başka mesleklerden kişiler de vardı.
Bir meslektaş Kemal Tahir'in romancılığını bence yanlış ve haksız bir açıdan bakarak eleştirmeye başlayınca, onun tutkun okurlarından biri, romancıyı savunmaya kalktı. Öylesine yanlış ve gerçek dışı sözlerle savundu ki romancıyı, Kemal Tahir sinirlenip "Ben bu değilim" diyerek öfkeli tepkiler göstermeye başladı. Kendini yanlış biçimde savunan okuruna karşı öylesine öfkelenmişti ki, bir ara çalışma odasına çekilip dinlenmek gereğini hissetti.

Anlaşılamamak meselesi
Kısacası Kemal Tahir kendisini eleştirene değil de kendisini yanlış anlayan savunucusuna tepki gösteriyordu.
Gece ayrıldık. Ertesi sabah da vefat haberi gelmişti.
Tabii bir de "Anlaşılamamak" meselesi vardır. Yine Kemal Tahir'den bir anımı aktarayım.
1968'de "Yorgun Savaşçı" ile Yunus Nadi Armağanı'nı kazanmıştı.
Cumhuriyet gazetesine geldi ve Nadir Nadi'den ödül çekini aldıktan sonra benim odama uğradı... Çeki gösterdi ve "Akşam pasajda buluşalım, hesaplar benden" dedi...
Kemal Tahir ayrıldı ve biraz sonra Nadir Nadi girdi odama... "Bu ödülü verdik ama galiba Atatürkçü değilmiş Kemal Tahir" diye dert yandı bana...
Bu anlaşılmamak ve yanlış anlaşılmak problemine en fazla konu olan kişilerden biri de Mustafa Kemal Atatürk değil midir?

Ata'nın polisi ve gençliği
Gününe göre değişen siyasi eğilimlerin ve ideolojilerin sahiplerinin, hemen hepimizin yüreklerinin derinindeki "Atatürk sevgisi"ni kullanıp, istismar etmeleri sosyo-politik yaşamımızın mütemmim cüzü değil mi?
Hatırlarım... 1970'lerdeki bir 19 Mayıs'ta sol gençlik örgütlerinden birinin lideri Anıtkabir Defteri'ne mesajını yazarken, toplum polisi örgütün Anıtkabir'deki gösterisini dağıtmak için coplarla devreye girmiş.
O örgütün lideri de bu kargaşa arasında "Atam, senin polisin senin gençliğini dövüyor" diye yazıyormuş deftere.
Şimdi de birileri "Barış Süreci"ne karşı olduklarını "Atatürk'e minnetlerimizi sunuyoruz" diyerek kendilerince anlatmaya çalışmıyorlar mı?

Atatürk sevgisi barış
Reha Muhtar dün Vatan'da benim de altına imzamı atabileceğim cümlelerle konuyu şöyle özetlemişti:
- Ben "barış" istiyorum... Fakat barış olmasına uğraşırken, Atatürk'ü tartışmak istemiyorum... Barış sürecinde "Cumhuriyet'in kurucu ideolojisi üzerine tartışmaları" arzu etmiyorum... Barış meselesini iki tarafın bir Atatürk tartışması haline getirenleri, reddediyorum...
- Ben Atatürk'ü tartışmak değil barışı yaşamak istiyorum... Ben ölmeyen çocuklar, yaşayan gençler, bir ve bütün bir ülke istiyorum... Atatürk'ü kendilerine kalkan edip "barış"ı engelleyenleri olduğu gibi, Atatürk'e bitmek bilmeyen öfkelerini, bu vesileyle kusmak isteyenleri sonsuza kadar reddediyorum!..
- Atatürk'e olan sevgimle, Kemalist olmayan üst bilincimle, vatanıma, milletime ve insanıma duyduğum muhabbetle ve demokrasiye olan inancımla barışı istiyorum... İstemeyen herkese karşı "barış"ı istiyorum...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER