YAZARA MAİL GÖNDER "Bu kadar cehalet ancak tahsille mümkün olur"

YAZARLAR

Yazılı eser bırakmamış olmasına rağmen bilgece gözlemleri hâlâ tekrarlanan Sakallı Celal'in (Yalınız) en bilinen deyişini hatırlarsınız...
- Türkiye Doğu'ya giden bir gemidir, bazıları bu geminin güvertesinde Batı'ya doğru koşarak Batı'ya gittiklerini sanırlar.
"Türkiye Batı'ya mı yoksa Doğu'ya mı gidiyor" sorunsalını tartışmaya ne zamanımız ne de yerimiz yeter. Ama hepimizin aynı gemide bulunduğunu zaman zaman hatırlamamız gerekiyor.
Çünkü bazılarımız öfkemize kapılıp "İktidar" ile "Türkiye"yi aynı görebiliyoruz ve "Batarsa batsın" diyebiliyoruz. Bu yanılgı (veya zekâ eksikliği) bugüne özgü bir durum değil.
Neticede Balkan Savaşı felaketinde de bazıları "Edirne'ye Enver gireceğine Bulgar girsin" dememişler mi?
İsterseniz Sakallı Celal'in hikmet dolu sözlerinden bazılarını yine hatırlayalım:

Bu kadar cehalet
- İnsanoğlunda zekâ midyedeki inci gibidir. Hepsinde bulunmaz.

- Meşrutiyeti ilan ettik olmadı, Cumhuriyet'i ilan ettik olmadı. Yahu biraz da ciddiyet ilan etsek!
- Bu ülkede ilgililer bilgisiz, bilgililer de ilgisizdir.
- Bu kadar cehalet ancak tahsille mümkün olur.
Varmak istediğimiz noktaya gelince...
Siyasi kamplaşmaların bazen fırtına derecesine ulaşan rüzgârında bilginin ve akl-ı selimin yerine öfkeyi ve hatta nefreti koyup, "Türkiye"yi unutuyoruz.
Oysa siyaseti yorumlarken de, aktif olarak siyaset yaparken de uzak ve yakın tarihte defalarca kanıtlanmış bir gerçeği hiç göz ardı etmemeliyiz.

Dış konjonktür
Türkiye'nin siyasi kaderini sadece iç dinamikler belirlemiyor.
Bir de "Dış konjonktür" denilen olgu var ki, bu bütün dönüm noktalarında ağırlığını koymuştur.
- Cumhuriyet'i tek başımıza mı kurduk? Cumhuriyet Lozan'da varılan bir uluslararası uzlaşmanın sonucu da değil midir?
- Eğer Hitler ve Mussolini 2'nci Dünya Savaşı'nı kazansalardı, Türkiye çok partili demokrasiye geçer miydi?
- 27 Mayıs darbesinin ilk açıklaması "Neden NATO'ya ve CENTO'ya bağlıyız" şeklindeydi? Bu darbeden sonra memur maaşları "Cooley Fonu"nun Merkez Bankası'ndaki paralarından ödenmedi mi?
- 12 Eylül Humeyni İran'ı ele geçirdikten ve Sovyetler Afganistan'a girdikten sonra olmadı mı ve ilk icraat Rogers Planı'nın kabulü ile Yunanistan'ın NATO askeri yapısına dönmesi olmadı mı?

Siyasi istikrar
Böyle sayısız örneklerle Türkiye'nin siyasi kaderindeki "Dış konjonktür" faktörünü ele alabiliriz. Örneğin Demirel'in Dışişleri Bakanı Çağlayangil, "Sovyet uçaklarının Suriye'ye Türkiye üzerinden geçmesine izin verdiğimiz için 12 Mart 1971 darbesiyle devrildik" diye dert yanmamış mıydı?
Gerek iktidarın, gerek muhalefetin, gerekse kamuoyu oluşturan odakların dış konjonktürün rüzgârlarını doğru algılayıp, çok ters düşmemeleri halinde Türkiye'de siyasal istikrar sürer.
Mesela Ecevit Kıbrıs'ı kalıcı bir çözüme taşıyabilseydi ne ABD ambargosu gelirdi, ne de 12 Eylül'ün yolu açılırdı. Mesela Erbakan ambargodaki Libya'ya gitmeseydi, 28 Şubat'ın yolu böylesine kolay açılmazdı.

Hazin bir durum
Yani "Seçmen" veya iç dinamiklerin ağırlığı dört yılda bir iktidarı belirler. Ama "Dış konjonktür"ün belirleyici etkisi hiç bitmez.
Osmanlı'nın son 200 yılını bir inceleyin, bu gerçeği daha iyi görürsünüz. "Savaş meydanlarında kazanıp müzakere masalarında kaybettik" duygusunu hiç hissetmediniz mi?
Fakat siz yine de geminin güvertesinde Doğu'ya veya Batı'ya koşmakta, birbirinizle kavga etmekte, gösteriler düzenlemekte özgürsünüz.
Sakallı Celal'in söylediği gibi "Bir kızın tıraşlı bir erkeği güzel zannetmesi hazin değil midir?"

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.