YAZARA MAİL GÖNDER Seçilmişler siyaset oluşturmaya cesaret edebilir mi?

YAZARLAR

Eski Türkiye ile Yeni Türkiye arasındaki gerek iç gerekse dış siyasette, her alanda kamuoyuna yansıyan temel farkı gözden kaçırmamalıyız. Bunu "Düzeni değiştirmeden sürdürmek" ile "Yeni siyaset oluşturmak" arasındaki fark olarak nitelemek pek yanlış olmaz.
Eski siyasetin formülasyonunu, rahmetli Celal Bayar'la yaptığım ve yayınladığım söyleşide derinine anlamıştım.
Özetle hatırlatayım. İnönü'den sonra Başbakan olan Bayar, Atatürk'e "Yetkilerim nelerdir" diye sorar. Atatürk de "Valileri, emniyet müdürlerini ben tayin ederim, bunlara karışma, ordudaki tayinleri terfileri ben belirlerim, bunlara karışma, büyükelçileri ben tayin ederim, dış siyasete ben karar veririm, bunlara da karışma. Gerisini bildiğin gibi yap" der.
Çok partili demokrasiye geçildikten sonra da seçilmiş siyasetçiler Atatürk'ün yerine "Derin Devlet"in geçmiş olduğunu kabullenmek zorunda kaldılar.

Dış vesayet

Siyasete ait olması gereken alanlar da "Güvenlik" kapsamına bırakıldı. Anayasa'nın değiştirilemez maddeleri ve Devrim Kanunları ile bu düzen zaten yasal zemine oturtulmuştu.
Dış politikada ise seçilmiş siyasetçilere Atatürk'ün yerine Beyaz Saray'daki ABD Başkanı'nın "Dış siyasete karışmayın" dediği varsayıldı.
Türkiye dış politikayı "Amerikan İttifakı doğrultusunda dünya ile ilişkileri sürdürmek" şeklinde anladı. Askeri darbeler de "NATO'ya bağlıyız" açıklamaları ile yapıldı.
İçinde bulunduğumuz zaman sürecinin eskisinden en büyük farkı, Türkiye'nin politikacılarının da "Siyaset oluşturmak" cesaretine artık sahip olmaları ve bunu icraata sokmalarıdır.

Vesayetin sonu

Bunu en somut olarak iç siyasette "Kürt Realitesi"nin kabul edilmesinde ve "Barış Açılımı" ile bu realitenin kalıcı, demokratik bir çözüme bağlanmasını amaçlayan politikanın oluşturulmasına dönük çalışmalarda görmekteyiz.
Gerek Anayasa değişikliği ile, gerekse açılan demokratikleşme paketleri ile "Derin Devlet"in (veya asker- sivil bürokrasinin) siyaset üzerindeki vesayeti büyük ölçüde kaldırılmıştır.
Dış politikada ise Amerikan İttifakı devam ediyor ama artık bu ittifakın patronu olan ABD'nin, Türk dış politikası üzerindeki vesayeti eskisinden çok farklı ağırlıkta...
Türkiye İsrail'e karşı farklı politika oluşturabiliyor. İran'la ABD'ye rağmen diyaloga girebiliyor. Birleşmiş Milletler'de Amerikan çizgisi dışında ittifaklar arıyor... Mısır'daki ABD destekli darbeye karşı konum alıyor.

Öfke mi nefret mi?
Seçilmiş siyasetçilerin düzeni devam ettirmek yerine politika oluşturmaları nasıl eski düzenin sahibi olduklarını zanneden sivil figüranları öfkelendirdiyse ve nasıl Başbakan Erdoğan nefrete varan öfkelerin hedefi olduysa, dış siyasetteki politika oluşturma çabaları da Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nu boy hedefi kılmakta.
O kadar ki "Şu Beşar Esad bizim Davutoğlu'nu ne zaman bitirecek" diye bekleyenler bile var.
Acaba siyasetin "Politika oluşturmak" mesleği olduğunu herkes ne zaman kabullenecek?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.