YAZARA MAİL GÖNDER Meğer "Beddua" sandığımız söylem "Mülâane"ymiş...

YAZARLAR

Dini bilgilerin eksikliği yüzünden, olayları yanlış değerlendirebiliriz...
Buna son örneği Fethullah Gülen'in "Beddua" olarak değerlendirilen sözlerinin yorumlanmasından verebiliriz.
Meğer Gülen'in "Evlerine ateşler salsın"lı dileklerini içeren sözleri, beddua değilmiş. Meğer bunlar "Karşılıklı lanetleşme" anlamına gelen "Mülâane"ymiş.
Yeni Şafak'ta Osman Özsoy bu konuyu şöyle özetlemişti: "Kaynaklarda 'Mülâane' olarak geçen ve kilitlenmiş konularda çözüm olarak önerilen bu formül, yani karşılıklı lanetleşerek meseleyi vuzuha kavuşturma yöntemi, kocanın sadece kendisinin şâhit olduğu bir zina olayında başka şâhit bulunamadığı zamanlarda da hukuken uygulanmaktadır..."
Bu çözümden gidersek, Fethullah Gülen'in lanetlediği kişiler kimlerse, onlar da Gülen'i aynı sözlerle lanetledikleri zaman demek ki "Mülâane" süreci tamamlanmış olacaktır.

Çözüm Allah'ta artık
Ama burada şöyle farklı bir durumun söz konusu olduğunu da yazmış Osman Özsoy: "Sayın Gülen'in 'beddua etti' şeklinde kamuoyuna yansıyan sohbetinde işin içine aileler ve evler de dahil edilerek hepimizi şaşırtan bir dua söz konusu olmuşsa, hatta orada yapılan duaya o sırada yanında bulunanlar ve dünyanın dört bir yanındaki insanlar da amin demişlerse, artık konunun nihai hakemi olarak Cenab-ı Allah belirlenmiş demektir."
Arkadaşımız Mahmut Övür, Pakistan yolundaki uçakta Başbakan Erdoğan'ın Zaman yazarı Mustafa Ünal'a "Bu nasıl beddua, kime ediyor?
Sıkıysa kime ettiğini de söylesin, isim versin
" dediğini yazmıştı.
Anlayabildiğimiz kadarıyla Başbakan Erdoğan'ın bu merakını gidermesi pek mümkün olmayacak... Çünkü meselenin çözümü Cenab-ı Allah'ın hakemliğine bırakılmış durumda.

Niyetler ve ameller

Başta da söylediğim gibi dini bilgilerin eksikliği yüzünden böyle anlaşılması zor durumlar karşısında, bunları nasıl doğru biçimde algılamamız gerektiğini kestiremediğimiz olur.
Örneğin "Niyet" ve "Amel" arasındaki ilişkileri de bir türlü doğru değerlendiremeyiz. "Niyet" fıkıhta "Kasıt", "Kesin irade", "Kalbin bir şeye bilinçle karar verip o işi icra etmesi" anlamına geliyor.
Fakıhlara göre de ameller, yani yapılanlar, niyete bakılarak değerlendirilmelidir.
Mesela benzer durumlarda bir türlü karar verilemeyen olaylar vardır.
Diyelim ki bir kişiyi öldürmeye niyet etmişsiniz... Elinize yayla oku alıp, adamı nişanlamış ve oku atmışsınız. Ancak ok havada adama doğru giderken pişman olup, niyetinizi değiştirmişsiniz.
Ama ok hedefe ulaşmış ve adam da ölmüş.

Niyetler de değişir...

Burada ilk niyetiniz mi yoksa son niyetiniz mi ağır basar?
Günümüzde de kişilerin eski niyetleri ile yeni niyetleri arasındaki farklar amellerine de yansıdığı zaman, acaba çözüm için Buhari'ye mi, yoksa İmam Şâfiî'ye mi başvuracağız.
Duaların beddualara dönüştüğü, çok farklı niyetlerin sahiplerinin amel ortaklıkları kurduğu günümüz ortamında, acaba bir çözüm de, karşılıklı lanetleşmek olabilir mi?
Bereket Ahmet Davudoğlu'nun "Sahih-i Müslim Terceme ve Şerhi" var elimizin altında... Bir din bilgini olan Davudoğlu'nu da, Dışişleri Bakanı olan Davutoğlu ile sakın karıştırmayın...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.