YAZARA MAİL GÖNDER Tabii ki bu da geçer ama ya deler de geçerse

YAZARLAR

Düşünün ki hem her gün ne isterseniz onu yazdığınız bir köşeniz, hem de bir televizyon kanalında sizin hazırlayıp sunduğunuz siyasi içerikli bir programınız var.
Bu durumda insan kendi yazdıklarına ve söylediklerine yoğunlaşır.
Ama bunlar yetmiyor olmalı ki, sizden farklı düşünen yazarların neler yazmaları, sizin çalıştığınız televizyon kanalının rakibi olan kanalların nasıl yayın yapmaları gerektiği konusunda da, kendinizi yol gösterici eleştirmen olarak görüyorsunuz.
Patronunuz dışında kimse, eleştirmenliğinizin ve yol göstericiliğinizin kapsamı dışında kalmıyor.
"Olur mu böyle bir şey" demeyin, oluyor işte...
Ya da eğer mevcut iktidara karşı iseniz "Hukukun üstünlüğünü savunuyorum" gerekçesi ile savcıları, yargıyı seçilmişlerin alternatifi ve dizginleyicileri olarak görüyorsanız...

Bu da bir oligarşidir

Bu durumda "Hukukun üstünlüğü" ile "Juristokrasi" diye bilinen yargı bürokrasisinin oluşturduğu oligarşik modeli karıştırmış olabilirsiniz. Ama hukuka aşinalığınız pek olmasa da, kendi yakın tarihinize Fransız bakmanız nasıl kabul edilebilir?
Hüseyin Cahit Yalçın'ın İstiklal Mahkemesi'nde "Burada savcı olmaktansa sanık olmayı yeğ tutarım" dediğini hiç mi duymadınız? Yassıada'daki savcı Ömer Altay Egesel'in iddianamelerinden hiç mi bir şey kalmadı belleğinizde? Anayasa Mahkemesi musluk kapatır gibi siyasi partileri kapatırken, iddianameleri kimler yazdı?
Aslında bunlar iç açıcı konular değil.

Eğlenceli konular
İyisi mi biz pek eğlendirici olan "Beddua" meselesine dönelim.
Ve bilelim ki, "Beddua"yı ya da "Mülaane"yi Fethullah Gülen'inkinden farklı konularda kullananlar da var.
Mesela bu hafta yitirdiğimiz Adnan Şenses'in bir kaydından Suat Sayın'ın Muhayyerkürdi makamında bestelediği, Faruk Nafiz Çamlıbel'in "İntizar"ındaki dizeleri dinleyin.
"Dilerim tanrıdan ki/ Sana açık kucaklar/ Bir daha kapanmadan Kara toprakla dolsun/ Kan tükürsün adını/ Bensiz anan dudaklar/ Sana benim gözümle/ Bakan gözler kör olsun"
Yahut Bülent Ersoy'un icrasından Selami Şahin'in "Artık Ne Duamsın Ne De Bedduam" şarkısını dinlerken de aradıklarınızı bulabilirsiniz.

Ne dua ne beddua
"Sevgiden şefkatten, mahrum kalasın/ Eşinden dostundan, hep ah alasın/ Cennetten kovulan, tek kul olasın/ Benden başkasını, seversen eğer/ Özleyen arayan, soran olmasın/ Acılar bitmesin, çilen dolmasın/ Gönül yaraların, deva bulmasın/ Benden başkasını seversen eğer"
İsterseniz İbrahim Erkal'ın şarkısına takılıp "Lanet olsun, gücüm yetmiyor/ Lanet olsun sözüm geçmiyor/ Nasıl sevmiştim seni" diye de takılabilirsiniz gündeme.
Şarkıların bedduadan önemli farkı, her cümleden sonra dinleyenlerin bir ağızdan "Amin" diyerek beddualara katılmalarına gerek olmamasıdır.


Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.