YAZARA MAİL GÖNDER İlker Başbuğ ile cezaevinde bir sohbet

YAZARLAR

Emirin demiri kestiği üniformalı hiyerarşinin en üst derecesini simgeleyen bir Genelkurmay Başkanı'nı hem sivil, üstelik tutuklu konumunda görüp, sohbet etmek de varmış kaderimizde...
Şu anda Silivri Cezaevi'nde zorunlu olarak ikamet eden eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ'a Haber Koordinatörümüz Şaban Arslan'la birlikte sorular sorduk, cevaplarını aldık.
Başbuğ'un söylediklerini haber sütunlarımızda okuyacaksınız... Ben izlenimlerimi aktarmak istiyorum.
İlker Başbuğ Türk Silahlı Kuvvetleri'ni hedefleyen bir "Kumpas"ın çeşitli boyutlarını irdelerken, bugün yaşananlara dönük teşhisini 2009'un 17 Nisan günü Harp Akademileri'ndeki konuşmasında seslendirdiğini hatırlatıyor.
Başbuğ bu konuşmada dinsel cemaatlerin kapalı ve içe dönük olduklarını, hele çıkar çevresinde örgütlenmişlerse dini cemaatlerin sivil toplum hareketi olduğunu öne sürmenin çok güç olduğunu vurgulamıştı.

Bunları önceden söylemişti
Ayrıca güçlü konuma geldiklerine inanan bazı cemaatlerin hedeflerine ulaşmada kendileri için en büyük engel olarak Türk Silahlı Kuvvetleri'ni gördüklerini, her fırsattan istifade ederek Türk Silahlı Kuvvetleri aleyhine faaliyetlerde bulunduklarını da iddia etmişti o konuşmasında.
Yani siyasetin gündemine yeni giren "Paralel Devlet" oluşumundaki "Cemaat" etkeni ve bunlara ilişik "Paralel Yargı" gibi kavramlar konuşulurken, İlker Başbuğ'un "Ben bunları önceden görmüştüm" demek hakkı var...
Başbuğ ile kitabında (Suçlamalara Karşı Gerçekler/ Kaynak Yayınları) ele aldığı konular üzerinde de konuştuk.
Örneğin Başbuğ'a göre Irak'a ABD ile birlikte askeri müdahalenin reddedildiği 1 Mart Tezkeresi, TSK ile Pentagon'un ilişkilerinde mesafenin açılmasına neden olan çok önemli ve olumsuz bir dönüm noktası. Neticede Amerikalılar Irak'taki işgal sonrası doğan sorunları, Türkiye'nin bu kararına bağladılar. Süleymaniye'deki "Çuval Olayı" da bunun bir yansımasıydı.

Darbenin iyisi olmaz
Eski Genelkurmay Başkanı'nın "Askeri vesayet" ve "Darbeler" hakkındaki düşünceleri şöyle özetlenebilir:
- Darbeler gerçektir ve darbeler Türkiye'yi geriye götürmüş, zarar vermişlerdir. Darbenin iyisi olmaz... Ama "Vesayet" kavramını kullanmak rejimin özürlü olduğunu kabullenmek anlamına gelir. Son sözün siyasi otoritede olduğu bir anayasal sistemde, vesayet değil seçilmiş yönetimlerin hataları aranmalıdır.
Silahlı Kuvvetler ile İslam inancının karşıt konumda bulunduğuna dönük algının bir döneme kadar bazı yanlış tutumlardan kaynaklanan nedenleri de bulunduğunu söylerken "Ben açıkça ordunun Peygamber ocağı olduğunu vurguladım" diyor. Artık üniformalı subayların da cenaze namazına katıldıklarını hatırlatıyor.

Milli ordunun yapısı
İlker Başbuğ TSK'yı tanımlarken "Edirne'den Kars'a uzanan alandaki tüm insanları kapsayan bir Milli Ordu"dur diyor. Mezhep farkının olmadığı ve liyakatin öncelikle kabul edildiği, emir-komuta birliğinin korunduğu bir yapıyı anlatıyor.
Ve şu anda bütün bu konuşulanların ötesindeki beklentisini "Kumpas kurbanı tutukluların özgürlüğe kavuşmaları" olarak belirtiyor. Anayasaya göre 15 gün içinde bildirilmesi gereken "Gerekçeli Kararlar"ın neden 7 ay sonra bile açıklanmadığını, "Gizli Tanıklar"ın güvenilirliklerini sorguluyor.
Adalet arayan, haksızlığa uğradığını kanıtlarıyla anlatan, demokrasiyi özümsemiş, bilgili ve bilinçli bir beyefendi ile sohbet ettim Silivri Cezaevi'nde...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.