YAZARA MAİL GÖNDER Cep telefonu ya da kol saati kadar akıllı olamaz mıyız?

YAZARLAR

Elektronik dünyasının devleri "Akıllı telefon"dan sonra "Akıllı kol saati" piyasasına egemen olmak için yarışmaktalar... Kol saatinden internete girmek, telefon etmek, film izlemek artık mümkün. Ayrıca saatiniz nabzınızı, tansiyonunuzu sürekli ölçebiliyor.
Aygıtların giderek daha fazla akıllandığı bilişim çağında nedense bazılarımız kendi aklımızı, cep telefonumuz ya da kol saatimiz kadar çağa uyarlamayı düşünmüyoruz... Bu dijital ortamda hala analog ölçümlerle anlamaya çalışıyoruz dünyayı.
Bir düşünsek... Sosyo-politik gelişmeler artık doğa olayları gibi sınır tanımayan yansımalar göstermekteler... Nasıl Trakya'da sel olunca, Yunanistan'da da, Bulgaristan'da da sel oluyorsa veya Güneydoğu'daki yağmur, Türkiye'ye de, Irak'a da, Suriye'ye de ya bereket ya felaket getiriyorsa, "Globalleşme" ve "Teknoloji" ekonomiyi de, coğrafya ve tarih gibi sınır tanımazlar arasına getirdi.

Yeni bir dünya

Brezilya nezle olunca İstanbul Borsası da öksürüyor, Dow Jones hapşırınca, Hang Sen'in de ateşi çıkıyor. Düşünün ki Hindistan'ın Bangalore'u ile ABD'nin Los Angeles'inde çalışma hayatını 24 saat kılan bilişim birliktelikleri de var... Böyle bir dünyada "Milliyetçilik" de, "Ulusal Onur" da yeni boyutlar içeriyor. Tüm temel kavramlar yeniden değerlendiriliyor.
Geçen yüzyılda Avrupa Birliği'ni (Ortak Pazar) kuranların ana hedefi, yeni bir Alman-Fransız savaşını önlemek ve 2'nci Dünya Savaşı'ndan yorgun ve kırık çıkan, ABD ile Sovyetler arasında sıkışmış Avrupa'ya, hem siyasi hem ekonomik dayanışmanın avantajlarını sağlamaktı.
Bunun için Avrupa devletleri, ulusal egemenliklerinin önemli bölümünü, AB'nin ortak egemenlikler sepetine attılar.

Milliyetçilik ve ulusal onur

Bugün ise artık ne Sovyetler Birliği var, ne de Demir Perde... Avrupa Birliği üye ülkeleri global rekabete karşı savunmaya çalışan bir yapıda. "Savaş" artık gündemde değil. Güney Asya ve Kuzey Afrika'dan gelen göçmen işçi akımı, Soğuk Savaş dönemindeki Varşova Paktı tanklarından daha fazla ürkütüyor Avrupa ülkelerini... Yabancı düşmanlığından kaynaklanan Neo-faşist akımlar, Avrupa'nın yükselen siyasi değerleri şimdi... Veya Çin'in sanayi ürünleri, ABD'nin ekonomik gücünden daha fazla endişelendiriyor Avrupalıları.
Böyle bir dünyada "Milliyetçilik" ve "Ulusal Onur" gibi kavramlara sahip çıkanların tarihe ve coğrafyaya bakarlarken, aynı anda bugünü, tarih ve coğrafyadan soyutlayarak değerlendirebilmeleri gerekiyor. Siyasetin ve düşünce hayatının gündeminin değişmesi kaçınılmaz... Sadece "Tayyip Erdoğan takıntısı"na endeksli bir siyaset, akıl kıtlığının göstergesi gibi.

Aklın gerekleri
Özetle bu çağda her konuda sayısız soru sorularak milliyetçilik de ulusal onur da yeni içerikler kazanabilir? Oysa bazılarımız hala "Değerinin 1930'lardan 1980'lere kadar kanunla korunması, Türk Lirası'nı korumaya neden yetmedi" sorusuna cevap aramıyoruz... Veya "Resmen yok sayılmasına rağmen Kürt realitesi neden yok olmadı" sorusunu soramıyoruz.
Ya da kanunların önünde herkesin eşit olmadığı, siyaseti de adaleti de tartışılan, halkın devlete karşı tehdit olarak görüldüğü, farklılıkların zenginlik değil tehdit olarak algılandığı yoksul bir ülke olarak kalmayı savunmak, ulusal onura katkı sağlar mı?
Kısacası gelişmiş aklı cep telefonu veya kol saati yerine, kafatasımızın içinde de aramaya çalışmalıyız... Siyasetin ufkunu açmayı da artık denemeliyiz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.