YAZARA MAİL GÖNDER Dil yâresini andıracak yâre bulunmaz

YAZARLAR

Neyse... Bu da bir şeydir! Demek HDP'liler hâlâ Öcalan'ın sözünü dinlemek zorundalar... HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş dünkü basın toplantısında "Artık şiddet uygulanmamalı, hiçbir yerde şiddete başvurulmamalıdır. Şiddete destek olunmamalıdır. Şu saatten itibaren şiddet durmalıdır" derken, açıklamasının şifresini şu son cümlede veriyordu:
- Dün gece itibariyle Sayın Öcalan'la kısa bir mesaj bağlantısı kurduk. Kendisinin de katliam ve provokasyona karşı diyalogu hızlandırma önerisini dile getirdiğini iletmek istiyoruz.
Yine tekrarlayalım... Siyaset mesleklerin en zor ve en karmaşık olanıdır. Akıllarına her geleni dillendirenler sonunda söylediklerini yutmak ve sebep oldukları kaosun altında siyaseten ezilmek durumunda kalabilirler.
Gerçi Şevki Bey'in Hicaz şarkısındaki "Dil yâresini andıracak yâre bulunmaz" dizesindeki "Dil" bu dizede "Gönül" anlamındadır. Ama bunu güncel siyasetin ışığında "Söz" olarak da algılayabiliriz.

Taşeron örgüt mü?
Bu nedenle siyasetçiler konuşmadan önce, söyleyecekleri ile gerçekleri karşılaştırmalıdırlar. Örneğin Kobani'yi Diyarbakır'a taşımayı amaçlayan söylemler sonunda, dökülen kanların ve kentleri esir alan şiddetin vebalini bu söylemlerin sahiplerinin omuzuna yükler... DTP'nin yerine ikame edilen ve hem Doğu'nun hem Batı'nın partisi olmak için yola çıkan HDP, Batı'daki "Gezi kalkışması"nı Güneydoğu coğrafyasına taşıyan bir taşeron örgüt görünümüne bürünür.
Ama bizim siyasetçilerimizin akıllarına gelen her şeyi söylemek alışkanlıklarının önüne geçmek kolay değildir.

Ortadoğu bataklığı mı?
Örneğin önceki gün CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun "Şiddet çözüm değildir" dedikten sonra neler söylediğine dikkat ettiniz mi?
"- 12 yıldır bu ülkeyi kim yönetiyor? Yanlış dış politikanın iç barışımızı bozacağını defalarca söyledik. Hükümete çağrım şu dış politikanı yeniden gözden geçir. Türkiye'yi Ortadoğu bataklığına sürüklemeyin dedik."
Evet... Kılıçdaroğlu AK Parti iktidarının Türkiye'yi Ortadoğu bataklığına sürüklediğini söyledi önceki gün...
Bu sözlerin içeriğini tahlil etmek için, Türkiye'nin "Ortadoğu Bataklığı"na sürüklenmeden önce "Batı'nın Ovaları"nda geçirdiği uygar ve gelişmiş günlerini hatırlamayı denemeliyiz.

Batılı yıllarımız
Her 10 yılda bir konvansiyonel ve postmodern darbeler... Siyasi partilerin musluk kapatılır gibi Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldığı yıllar... Kürtçenin yasak olduğu, Kürtlerin yok sayıldığı, bu "Kürt Realitesi"nin sadece PKK terörü olarak devlet tarafından algılandığı dönemler... Militarist ve bürokratik oligarşilerin "İç tehditler" listeleri yaptıkları... Seçilmiş siyasetçilerin asıldıkları, yasaklandıkları bir dünya... Sürekli döviz krizleri, sürekli ekonomik iflaslar... Kanlı Pazarlar, Madımaklar... v.b.
Sayın Kılıçdaroğlu "Ortadoğu Bataklığı"na sürüklenmeden önce mesela kendi kenti Dersim'de yaşananları acaba Batılılığın yansımaları olarak mı görüyordu? Yani mesele coğrafya meselesi değil... İşin içinde tarih de var, sosyoloji de var...
Kılıçdaroğlu keşke Orta Asya'dan göçüp Ortadoğu'ya yerleşen atalarımızı da eleştirseydi... "Onlar İsviçre'ye kadar ilerlemek yerine bu coğrafyada durarak bizi bataklıkta yaşamaya mahkûm ettiler" deseydi.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.