YAZARA MAİL GÖNDER Herkesin farklı bir Atatürk'ünün olması kaçınılmaz

YAZARLAR

Cumhurbaşkanı Erdoğan Atatürk'ü bir kez daha andığımız dünkü 10 Kasım konuşmasında, hepimizin değişen dönemlerde yaşayarak tanık olduğumuz ama bilinçle değerlendiremediğimiz bir gerçeğe işaret etti...
Şöyle dedi:
"- Bir tek Atatürk varken, tarih içinde çok sayıda Atatürk'ün üretildiğini, çok sayıda Atatürkçülük yorumları ile Gazi Mustafa Kemal'in şahsi manevisinin yıpratıldığını büyük bir teessürle izledik... İstismarlarla Atatürk yıpratılmak istendi. Herkesin arzusuna göre bir Atatürk yoktur. Herkese göre bir Atatürk yoktur." Erdoğan'ın bu gözlemi doğrudur... Ama "Herkesin arzusuna göre bir Atatürk" imajı ya da "Kemalist ideoloji" üretilmesi de, sade bize özgü olmayan evrensel ve toplumsal bir davranıştır.

İkonoklasti
Bunu dinlerde de görmez miyiz? Bir Katolik ile bir Protestan'ın Hz. İsa'sı aynı mıdır? Ya da 8'inci Henry İngiltere'nin Katolik olduğu döneme ait tüm eserlerin yok edildiği "İkonoklasti" ile, sade Vatikan'ın siyasi etkinliğini değil, manevi ağırlığını da yok etmeyi amaçlamıyor muydu?
Kısacası her siyasal dönem, geçmişi de kendine göre değiştirmeye çalışır... Sovyet Ansiklopedisi'nin her yeni baskısında "Politbüro"dan o yıl tasfiye edilenlerin biyografileri yenilenmez miydi? Bizde de Atatürk'ün bazen kalpaklı, bazen fraklı kullanılan fotoğrafları da, kullananların söylemlerini yansıtır. Askeri dönemlerdeki Atatürk ile demokrasi dönemlerindeki Atatürk, aynı olabilir mi?

Yeni meritokrasiler
Eski ile yeni arasındaki ve sonu eskiyi de eski kadroları da tasfiye etmeye dayanan çekişmeyi, Osmanlı'da da görmedik mi? Rütbe, şan, şeref bile böyle verilip, alınmamış mı? Örneğin madalyalara, nişanlara bakın.
İlk Osmanlı madalyaları 1'inci Mahmut'un ve sonra 3'üncü Osman'ın dönemlerinde çıkartıldı. 3'üncü Selim döneminin, tuğralı ve Osmanlı ay-yıldızlı "Vaka-i Mısriye" madalyaları kayıtlarda var... Örneğin 1805'te Trafalgar'da ölen İngiliz amirali Nelson'un üniformasındaki dört madalyadan biri, Abukir Zaferi ile Napolyon'u Mısır'dan kaçmaya zorladığı için verilen ay-yıldızlı Osmanlı nişanıymış... Daha sonra da 2'nci Mahmut'un ıslahat hareketleri ile başarılı devlet görevlilerine ve subaylara, Batı'daki gibi madalyalar verilmesi, yani bir "Meritokrasi"nin oluşturulması düzenlenmişti...

Her şey değişir
Moltke'nin "Türkiye Mektupları"nda gözde olduğu zaman fes ve redingot giyen, gözden düşünce de sarık sarıp yalısında entarisi ile nargile içen Islahat Dönemi Osmanlı paşasını hatırlamaz mısınız?
Sonra Abdülmecid döneminde tüm eski nişanlar lağvedildi ve "Mecidi" nişanı çıkartıldı. Eski "Meritokrasi"nin bütün nişan ve madalyaları da, sahiplerinden geri alındı. Cumhuriyet ile de tüm Osmanlı madalyaları, bir anlam ifade etmeyen antikalar haline geldi. Sadece İstiklal Madalyası kabul edilir oldu. Şimdi yine, siviller ve askerler için, madalyalar ihdas ediliyor. Ama bunların da bir gün hükümsüz sayılmayacağının güvencesini kimse veremez.
Atatürk belleklerimizde hep yaşayacak. Ama herkesin kendine göre bir Atatürk imajı ve ideolojisi üretme çabası da, hiç bitmeyecek.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.