Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Bireylerin olduğu gibi toplumların da belirli süre sonunda ergenliğe ulaşmaları ve "Akıl Çağı"na girmeleri beklenir.
Bilgi hücrelerinde Anadolu kültürlerinin deneyimleri bulunan, imparatorlukların doğumlarını ve çöküşlerini yaşadıktan sonra Cumhuriyet'in, ideolojik ulus devlet modelinden çoğulcu demokrasiye geçişine de tanık olan bizler için, "Akıl Çağı"na girmek herhalde uzak bir hedef olmamalıdır.
Her toplumda akılsızlar da vardır. Bunlar yaşanan zamanın gerçeklerini görmek yerine karışık zihinlerindeki takıntılarla, değişimi ve gelişmeyi sabote etmeye çalışırlar. Günümüzde de bunların girişimlerini ve sokak eylemleri, örgütlü suç fiilleri ile çoğulcu ve özgürlükçü demokrasiyi sabote etmeye yeltendiklerini görüyoruz.

Çakma mehdiler
Ama Türkiye geri dönüşü mümkün olmayan noktayı geçti artık...
Ne vesayetçi demokrasiyi, ne köylülüğü, ne de içe kapalı bir Türkiye'yi geri getirmek mümkün. "Cemaat" adı altında örgütlenip devleti ele geçirmeye heveslenen "Çakma mehdiler"e de bu toplumun prim vermesi mümkün değil...
Bu gerçeklerin ışığında hepimizin ve toplumun bütün kesimlerinin, geride bırakılması gereken davranışları bir kez daha hatırlamamız gerekiyor.
Örneğin siyasette Atatürk ile Hz.
Muhammet'i sürekli karşı karşıya getirip, bir sanal referanduma sokmak alışkanlığı artık bırakılmalıdır...
Atatürk bizim çağdaşlığı, modernleşmeyi simgeleyen dünyevi ulusal değerimiz, İslam ise uhrevi dünyamızdaki inancımızdır.

Yanlış davranışlar
İslam ile terörizmi eş anlamlı olarak sunmak veya O'nu karikatürlere konu etmek ne kadar yanlış ve inanç sahiplerini inciten davranışlar ise, Atatürk'ü de Hitler'le aynı ideolojinin ve yolun paylaşıcısı olarak sunmak da, tarihi bir yanılgıdır.
Atatürk de, Hitler de 1'inci Dünya Savaşı'nda ülkelerinin yenilmesi üzerine siyaset sahnesinde parladılar. İkisi de "Paris Barış Antlaşmaları"nın ülkelerine yüklediği haksız ve ağır şartları değiştirmek isteyen "Revizyonistler"di.
Atatürk Kurtuluş Savaşı ile "Sevr"i hükümsüz kıldı. Hitler de bunu 10 yıl gecikme ile yapıp "Versay"ı yok etti...

Sonları farklıydı

Ama sonuçta Atatürk kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'ni barış esaslarına bağlayıp gelecek kuşaklara emanet edebildi... Hitler ise özgürlükçü Weimar Cumhuriyeti'ni yıktı ve "3'üncü Reich" denilen faşist devleti ile Almanya'yı da tüm insanlığı da 2'nci Dünya Savaşı felaketine taşıdı.
Nasıl Atatürk'ü Hitler'le yoldaşmış gibi göstermek yanlışsa, bugünün sorunlarını "Acaba Atatürk olsa ne yapardı" yaklaşımıyla ele almak da o kadar yanlıştır. Düşünün ki Atatürk'ün vefat ettiği 1938'de 2'nci Dünya Savaşı başlamamıştı.
Atatürk, bu savaştan sonra Almanya ve Fransa'nın aynı parayı (Euro) kullanacaklarını da bilemezdi.
Atatürk'ün öldüğü yıl New York'taki İkiz Kuleler ne inşa edilmişti, ne de terörist saldırıyla yıkılmıştı bunlar.

Kemalist köktencilik

Bırakın atom bombasını, antibiyotikleri, gen mühendisliğini, interneti, uydu televizyonlarını veya Sovyetler'in çökmesini ve Çin'in Serbest Pazar'a geçmesini... Atatürk öldüğü zaman Mao henüz Çin'de yönetimde değildi ki!
Kısacası Atatürk'ü layık olduğu tarihi konumda tutup, ona minnet ve şükran duymakla, Atatürk'ün bugünkü sorunlar hakkında ne düşüneceğini anlamaya çalışmak ve onu güncel siyasetin bir aktörüymüş gibi istismar etmek aynı şeyler değildir.
Bu ancak, çok derin dini inancı olan insanların, Peygamber'in sünnetine uygun davranmak konusunda gösterdikleri özeni andıran bir davranış olabilir. Buna "Kemalist köktencilik" de diyebiliriz.
İşte böyle unutulması gereken gerçekleri var akıl çağının... Bunları yok sayan akılsızları acıyarak izlemek de, akıl çağının gerekleri arasındadır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER