YAZARA MAİL GÖNDER Ortadoğu'nun siyasi alışkanlıkları sadece zarar verir

YAZARLAR

Kurşuna dizilmek üzere idam mangasının karşısında duran adama "Son sözün ne" diye sormuş manganın başındaki subay... Adam da "Bu bana ders olsun" demiş ya...
Ortadoğu coğrafyasında siyaset yapanlar da böyle davranırlar...
Saddam kendisinden önce Irak'ı yönetenlerin, Faysal'ın, Kasım'ın, sonlarını hatırlasa ve idam edilmeden önce değil yönetime geldiği gün "Bu bana ders olsun" deseydi, onun da, Irak'ın da kaderleri farklı olmaz mıydı?

Ortadoğulu olmak

Türkiye Cumhuriyet'i "Batılı" olmayı resmen benimsemiş olsa da, sonuçta bu coğrafyanın bir parçası. Bir başka deyişle tarih ve coğrafya bizi bu bölgedeki tüm olgulara ve gelişmelere ortak kılıyor... Farkımız, çoğulcu ve özgürlükçü demokrasiyi bir yaşam tarzı olarak benimsemiş olmamız. Türkiye Cumhuriyeti'nde iktidarların meşruiyetini "Seçilmiş"olmak belirliyor.

Rekabet mi düşmanlık mı?

Ama galiba bu fark her şeyi Ortadoğu alışkanlıklarından farklı kılmaya da yetmiyor.
Demokratik siyasetin temel öğelerinden olan "Rekabet" yerine "Düşmanlık" olgusu ağır basıyor. İktidara dönük ve çoğunluğun oyunu almaya dayalı rekabeti, bazıları ölüm kalım savaşı gibi görüyorlar. Meşru ve kayıtlı siyasetin dışındaki iç ve dış aktörler de, bu çarpıklığı körüklüyorlar, kışkırtıyorlar.

Bellekler çok zayıf

Uzlaşmak, diyalog, asgari müştereklerde birleşmek, sorunlara ortak çözümler aramak benzeri davranışlar, gündemde pek olamıyorlar.
20'nci yüzyılın son yarısında dört tane askeri darbe yaşanmış olmasına rağmen, siyasetçilerin bellekleri bebeklerinki gibi, geçen haftadan geriye pek uzanamıyor. Bu yüzden de "Dün" kadar yakın olan geçmişi hatırlamakta ve hatırlatmakta sayısız yararlar var...

Demirel ve Baykal

Türkiye'yi 12 Eylül darbesine götüren döneme damga vuran gelişmelerden biri de Adalet Partisi ile CHP arasındaki uzlaşmazlık ve gerginlik değil miydi? 12 Eylül darbesi sürecinde bu iki partiden 16 önde gelen isim Zincirbozan Kampı'nda zorunlu ikamete mecbur edildiler. Süleyman Demirel de Deniz Baykal da bu toplama kampının konuklarıydılar.

Geç tanışmışlar

Yıllar sonra Baykal, Süleyman Demirel'i Güniz Sokak'taki evinde ziyaret etmesi ertesinde bir televizyona verdiği demeçte, şöyle konuşmuştu:
"-Zincirbozan bizim için ilginç bir deneyim oldu. 4 ay gece gündüz beraber yaşadık, bir binanın içinde. Orada ciddi bilimsel çalışmalar yaptık. Fikir tartışmalarımız oldu. Birbirimizi daha yakından tanıdık. Ailelerimizi gördük, bizi ziyarete geliyorlardı."

Ders almak meselesi

Rakip siyasetçilerin ancak askeri rejimler sırasında yasaklı konumundayken bir toplama kampında yakınlaşıp dostça ilişkiler kurabilmeleri normal bir durum mu? Oysa demokrasinin üzerine askeri darbe gelmeden yakınlaşıp uygar diyaloglar sürdürebilseler, cuntalar "Yönetim boşluğu" var gerekçesiyle rejime karşı eylem koyamazlardı. En azından 12 Eylül 1980 askeri müdahalesindeki gibi "Uzlaşıp bir cumhurbaşkanı seçemediler" benzeri gerekçeler bulamazlardı. Bunları hatırlamakta yarar yok mu?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.