YAZARA MAİL GÖNDER Biraz akıl ve vicdan biraz da hoşgörü

YAZARLAR

Okyanus üzerinde uçan bir kelebeğin kanat hareketlerinin kasırganın yönünü değiştirebileceğini varsayan "Karmaşıklık Teorileri"nin, global ekonomi alanında doğrulandığına tanık olmaktayız... Komünist Çin'deki parasal hareketlerin, kapitalist ekonomilerin borsalarını çökertmesi buna bir örnek değil mi?
Başka açıdan bakarsak, dünya gerçekten küçük bir köy gibi... Kimse "Bu benim iç meselem" diyerek siyasal, ekonomik veya sosyal sorunlarını dış dünyanın objektiflerinden kaçıramıyor. Yunanistan'ın ekonomik iflası Berlin'i de sarsıyor. Siyasal İslam'ın terörizme dönüşmesi, Paris-Brüksel seferini yapan hızlı treni de vuruyor...

İç mesele yok artık
Ve hem bölgedeki hem dünyadaki gelişmeler, Türkiye'yi şu ya da bu şekilde mutlaka etkiliyor. "Arap Baharı"nın Suriye'de iç savaşa dönüşmesi ve Irak'taki hem etnik hem de mezhepsel bölünmeler, Türkiye'ye yalnızca canını kurtarmak için gelen milyonlarca sığınmacı ile yansımadı ki. Yıllardır kararlılıkla sürdürülen "Açılım Süreci" de, tırmandırılan PKK terörü ile buzdolabına kaldırıldı.
Kısacası 1 Kasım seçiminin sonuçlarını sade bizler merak içinde bekliyor olmayacağız. Arap dünyası da, İran da, İsrail de, ABD ve Avrupa da bu sonuca çeşitli açılardan kilitlenmiş olacak.

Kavga ve nefret üretimi

Burada şaşırtıcı olan, "Kamuoyu oluşturan odaklar" diye bildiğimiz kesim ve kişilerin, içe ve kendilerine aşırı dönük olmasıdır.
Bazı siyasi partilerin küçük hesaplarla büyük tabloyu görmezden gelmeleri, bazı yorumcuların kişilere dönük saplantıları ile akıl yolundan çıkıp kavga ve nefret üretmeleri, gerçekten şaşırtıcıdır.
Aslında geçmişte de buna benzer durumları yaşamamış bir toplum değiliz. Murat Bardakçı'nın kitaplaştırdığı günlüklerinde, o dönemde yani 1913'te Sadrazam olan Mahmut Şevket Paşa, Bulgarlar Edirne'yi almak üzereyken bile, İstanbul'dakilerin sadece birbirlerinin kuyusunu kazmakla iştigal ettiklerini anlatır...

Siyasi meczupluk mu?

Bu akıl dışı davranışları "Siyasi meczupluk" olarak niteleyerek önemsememek de belki mümkündür. Ama geçmişteki benzer davranışlar bir İmparatorluğu çökertti. Cumhuriyet dönemi, askeri darbelerle geçti... Uzlaşmak ve gerçeklerle uyumlu yaşamak yerine, kendimizden farklı olanları yasaklamayı, ya da tasfiye etmeyi seçmedik mi? Demokrasinin farklılıkların birlikte yaşamasını sağlayan rejim olduğu gerçeğini kabullenmek yerine, demokratik rekabeti ölüm kalım savaşına dönüştürmedik mi?
Daha ötesi var mı yani? 20'nci yüzyılın ikinci yarısında başbakanları, bakanları asıp, öldürmedik mi?
Yani biraz akıl, biraz vicdan biraz da hoşgörü gerekiyor hepimize... Bunlardan nasibi olmayanların terörle, komplolarla, algı operasyonları ile içeriden ve dışarıdan ülkemizin dirliğini ve bütünlüğünü hedef aldıklarını görmüyor muyuz?

Türkeş'in kararı

Tuğrul Türkeş'in seçim hükümetinde yer alması MHP'deki geleceğini karartsa da, akla ve vicdana fazlasıyla ihtiyaç duyulan bu ortamda bu davranışı onun siyasi geleceğini aydınlatacaktır.
"Ülkenin çıkarları" ile "Partinin çıkarları" arasında kalıp sonunda "Kişisel çıkarlar"ını seçenler, Tuğrul Türkeş'in seçim hükümetine katılma kararını derinine değerlendirmelidir.
Keşke Bahçeli de bir gün dediğinin ertesi gün tam tersini söylemekle geçen günlerde, Tuğrul Türkeş gibi olaylara bakabilseydi. Tam anlamı ile istikrarın ve demokrasinin ateşle imtihan edildiği bu dönemde, keşke Bahçeli de Türkeş gibi olaylara geniş açıdan yaklaşmayı deneseydi.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.