YAZARA MAİL GÖNDER Uzlaşmak yerine kavga edenlerin tarlaları kirletilir

YAZARLAR

Temel sorunların çözümünü izlemek yerine, siyasette kişilerin kavgalarını izleyerek geçirdik yıllarımızı. Önce İnönü ile Bayar'ın, sonra da Ecevit ile Demirel'in uzlaşmazlıkları siyasi hayatımızı yönlendirdi. 1980'ler ve 90'ların başında ise Özal- Demirel gerginliğini izleyerek vakit geçirdik. Bu gerginlikleri izlerken eğlendik de... Ama sonuçta "Kürt Realitesi"ni çözümsüz olarak 21'inci yüzyıla aktardığımızı pek fark etmedik...

Hakem kim?

Bu gerginliklerde hakem rolünü bazen darbeler, bazen de ölüm oynadı. 27 Mayıs darbesi, Bayar'ı yarış dışı bıraktı. Özal'ın ölümü ile de Demirel tek başına kalmadı mı?
Benim gazeteci konumunda tanık olduğum bu dönemlerde, sorunlara en fazla bilinçle yaklaşan siyasetçilerin başında Turgut Özal'ın geldiğini söylemeliyim. Benim kaleme aldığım "Anılar"ında rahmetli Özal, "Sistem"deki aksaklıkları şöyle yorumlamıştı:

Sistem eleştirisi

- Devlet sistemimizi Fransa'dan almışız. İdareye Mülkiye ekolü hâkim... Yıllardır, Maliye'de, İçişleri'nde ve Dışişleri Bakanlığı'nda bu statükocu zihniyet var. Bundan ötürü mekanizmalar işlemiyor. Her şey tersine kurulmuş. En iyi, en kaliteli adamlar, devlette müfettiş olarak kullanılıyor. Orta halli ve orta kararlı insanlar ise icrada. Sonuçta devlet ne kendi memurlarına, ne de kendi vatandaşlarına güveniyor. Kabiliyetli ve kuvvetli müfettişler, orta karar memurların çalışmasını zorlaştırıyor. Herkes bir hata yapmaktan korkuyor. Bu sistemi Fransa çoktan değiştirdi ama biz hep aynıyız. Danıştay'ı da, frenleyici müesseseleri de oradan almadık mı?

Yine mi kavga?
Şimdi 21'inci yüzyılda yeni bir Anayasa ve buna ilişkin olarak "Başkanlık Sistemi" ile Devlet'in ataletten ve kararsızlıktan çıkartılması arayışları içindeyiz. Yeni bir "Organizasyon" arayışı var önümüzde... Ama siyasetin aktörleri uzlaşarak çözüm üretmeye çalışmak yerine, kavgayı yine yeğ tutmaktalar...
Arada bir başımızı kaldırıp siyaseti kavga etmek olarak algılayan komşularımızın neler yaşadığını düşünsek... Mesela şu anda Suriye halkının ne istediği değil, ABD ve Rusya'nın Suriye için ne tür bir karar alacakları daha ağırlıklı değil mi? Rahmeti Adnan Kahveci bu gibi durumları "Organizasyon" konulu bir fıkrayla yorumlardı. Bir kez daha hatırlatayım...

Hancı ve general

Dünya Savaşı'nda Yugoslavya'yı işgal eden Nazi Almanyası ordusundan bir kolordu, bir dağ köyünde konuşlanmış. Kolordu komutanı olan Nazi generali de bir Yugoslav köylüsünün hanına yerleşmiş. Gece yarısı general hanın sahibini çağırıp "Tuvalet nerede" diye sormuş. Han sahibi köylü "Bizim handa tuvalet yok" diye cevap verince Nazi general sinirlenmiş, "Peki ben nerede def-i hacet edeceğim" diye bağırmış. Han sahibi köylü bunun üzerine "Sayın komutan beni takip edin" demiş.

Organizasyon meselesi
Önde hancı arkada general hanın kapısından çıkmışlar. Yürümüşler. Bir tarlanın ortasına gelince hancı generale "Buraya edeceksiniz" demiş. Bunun üzerine Nazi general çok sinirlenmiş, "Sizde hiç organizasyon yok" diye bağırmaya başlamış. Bu sözleri duyan hancı gülmüş ve "Bizde organizasyon olsaydı, şimdi ben sizin tarlanıza ediyor olurdum sayın general" demiş. Evet... Sonuçta Suriye'nin tarlalarına ya Ruslar ya Amerikalılar etmiyorlar mı?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.