YAZARA MAİL GÖNDER Güven krizini aşmak için

YAZARLAR

Medya açısından 'acı gerçeklerle yüzleşme' günlerinde, okurlardan gelen eleştiriler bir ciddiyet halini ifade ediyor. Tepki ve öfke, şaka değil; haberciliğin ne olduğu, işlevi ve önemi baştan sona sorgulanıyor

Eğer bugünlerde basının ve görsel medyanın en önemli meselesi, geriye kalmış -ne kadar kaldı, bilemiyoruz- halk güvenine sahip çıkmak ise, yapılacak çok şey var. Bu köşede yıllar boyunca, okurların ısrarla, inatla gazeteye gönderdiği kimi acı kimi tatlı hepsi de dostane uyarıları ile bir güven köprüsü kurmaya çalışıyorum. Yıllarca, özgürlükler kadar medya bağımsızlığının önemini vurgulamaya gayret ediyorum.
Gezi Parkı olayları, benim köşeye yansıttığım bakışlar açısından, sadece 'geliyorum' diyen bir öfke dalgasının medyaya da yansımasına yol açtı. Bu dalgayı bizim meslekte kimse hiç küçümsemeye, 'gazete okumayan, TV izlemeyen üç beş çocuğun işi' diye geçiştirmeye kalkmasın. Öfkenin sokağa kadar taşmasında, yıllardır haberci kuruluşların vurdumduymaz tavrının etkisi çok büyük, ve haklı. NTV yönetiminin çok açık bir dille bu dalgaya 'hata ettik, haklısınız' mealinde cevap vermesi, mesajın alınışını da tescil ediyor mesela.
Geçen pazartesi bu köşede, gazetenin sadık okurlarından gelen tepkiler, sadece bir kısmıyla yansıtıldı. Daha sonra Okur Temsilcisi'ne gelen 'bu his ve uyarıları yansıttığınız için teşekkürler' mesajlarını esirgemeyen okurlara asıl ben teşekkür ediyorum. Daha iyi, güvenilir, bağımsız bir haber gazetesi olunması için gazetelerine sahip çıkmalarından, dostça uyarılarını gönderdiklerinden ötürü.
Hıncal Uluç'a da. Onun geçen hafta şu yazdıklarını da -en önemli parçalarıyla- hatırlayalım:
Olayların büyümesinde en büyük tahriki, bütün dünya gazete ve televizyonlarının baş olay yaptığı haberi görmezden gelerek biz yaptık.. Hem güvenilir olma niteliğimizi zedeledik, hem de meydanı tahrikçilere açık sosyal medyaya bıraktık.. Araştırmalar ortaya koymuş ki, Tunus olaylarını ateşleyen tweetlerin yüzde 70'i ülke dışı kaynaklı.. Oysa Gezi Parkı olaylarında tweetlerin yüzde 98'i Türkiye içinden.. Ve de yüzde 89'u da Taksim'den.. Gezi Parkı'ndan..Yani bizdeki olayın dış kaynağı, ya da tahrikleri yok.. Haber kanalları belli bir noktadan emir almışçasına olaya gözlerini yumunca, ertesi gün çıkan gazeteler habere sırtlarını dönünce, olay sadece sosyal medyaya kaldı. Böyle olunca, yanlış haberler (Ölü ve yaralı sayısı üzerine) ve fırsatı kaçırmak istemeyen tahrikçiler de boş meydana daldılar.. Doğru, yanlış birbirine karıştı. Olayların büyümesinde baş rol, Üç Maymunları (Görmem, duymam, söylemem) oynayan medyadaydı.. Gençler, görmezden gelen medya yüzünden daha da öfkelendiler.. "Haber gizleme"nin geri tepen bir silah olduğunu öğrendik.. Aldığımız ilk mesaj bu..'
'Gazete ve gazetecinin mutlak vasfı tarafsız olmak değildir. Güvenilir olmaktır.. Okur merak ettiği haberin o gazetede olacağına güvenmelidir, bir.. Okuduğu haberin doğru olduğuna güvenmelidir, iki.. AKP'nin, CHP'nin, BDP'nin, geçiniz en uçtaki en marjinal gurupların gazetesi olabilirsiniz.. Sizi alan onu bilerek alır zaten.. Mesele o değil.. Mesele?.. Gazete "Haber" demektir. Mesele "Bu gazetede haber var!.. Bu gazetede haber doğru olarak var" dedirtmektir. Okunursanız eğer, tuttuğunuz tarafa, savunduğunuz fikre yararınız olur. Haberleri görmezden gelir, ya da saptırarak verirseniz, o zaman okunmaz olursunuz. Okunmayınca, tuttuğunuz tarafa da beş kuruş yararınız olmaz. Tirajınız, paralel reklamlarınız düşer, batarsınız.. Yazarları alkışlanacak bir sınav veren gazetem, haberlerde, yani asıl olması gereken yerde büyük bir yanlış yaptı. Tıpkı bindikleri dalı kesen Haber Kanalları gibi, olayı ciddiye almadı. Birinci sayfaya bile koymadı, içerde minnacık verdi. Bu yanlışın özürü yok.. Nasıl bir yanlış yapıldığını da Okur Temsilcimiz Yavuz Baydar pazartesi günü yarım sayfa anlattı.. Gazete adına özür diledi.. Bu da Sabah'ı Sabah yapan harika özelliklerden biri. Kendini eleştirmek ve okurdan özür dilemek..'
'Okur haberi bulacağına inanarak gazeteyi alacak. Bulacak. Okuyacak ve doğru olduğuna inanacak.. O zaman kötü niyetliler, çağdaş ve demokrat gençlerin arasına karışıp sosyal medyayı bulandırmaz ve çirkinleştiremezler.. Bundan böyle, Türk medyası doğru, Türk medyası güvenilir olursa, ya da olduğu ölçüde Gezi Parkı olaylarını başlatan genç ve dinamik kitlenin verdiği mesajı aldığını gösterir.. Bu mesaj alınırsa, ülkem demokrasiye, gerçek demokrasiye doğru hızla yol alır. Bu ülkenin geleceğine sahiplenecek gençler güvenilen, inanılan medya istiyorlar..'
Yaşananlar, medyada iğneyi kendine batırmanın, yani özdenetimin farkını ortaya koydu mu? Bu, SABAH gibi ombudsmanlığı yaşatan kurumlar için bir rekabet avantajı mı? Buna verilecek cevap eğer evet ise, topluca içine sürüklenilen mesleki sıkıntıları alt edebilmek için bir fırsat da var demektir. Bu fırsatın değerlendirilmesi için, yani medya bağımsızlığı için, doğruları haberleştirmek için herkesin tepeden tırnağa anlayış birliği yaratması şart.
Bu köşedeki sürekli ciddiyet çabasının amacı da bu. Türkiye'nin dertli medyasında sayısı 3'ü geçmeyen okur temsilcileri, okurların mesajlarında -hangi eleştiri olursa olsun- ne kadar ciddi olduğunu anlatmaya çalışıyorlar herşeyden önce.
Haber toplamak, ve korkmadan basmak ciddi bir iş, bu bir.
Türkiye'nin şehirlere aksa da akmasa da, gelişen ekonomisinin desteklediği yeni kuşaklar, demokrasi bilinci arttıkça, zekalarıyla alay edilmesine de öfke duyuyorlar. Çünkü hangi haberin saklandığını veya çarpıtıldığını eskiye göre çok daha kolay anlamalarını sağlayacak bir dünyanın içindeler artık, bu iki.
Türkiye de eski, kapalı Türkiye değil, asla da olmayacak. Bu yüzden bireyler kadar, haber alışverişinin de bu ülkede özgür, bağımsız ve katılımcı olması gereğine alışmalıyız, haberciler olarak. Yoksa yenileceğiz. Eleştirileri ve özeleştirileri ciddiye alalım, gereğini yapalım.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.