YAZARA MAİL GÖNDER Hayat notları: İçindeki inci

YAZARLAR / Bölgeler Yazarları

Doğunun güzel yazarı Halil Cibran'ın bir hikayesiyle başlayalım bu yazıya.
Bir istiridye komşu istiridyeye dedi ki:
"İçimde büyük bir sancı var. Ağır ve yuvarlak; ve bana çok büyük ıstırap veriyor."
Ve öbür istiridye, tepeden bakar bir hoşlukla yanıtladı:
"Göğe ve denizlere şükürler olsun ki, benim içimde hiçbir sancı yok.
İçimde ve dışımda her şey iyi ve tamam."
Tam o sırada oradan bir yengeç geçiyordu.
Yengeç, iki istiridyenin konuşmasını duydu ve içinde ve dışında ve tamam olan istiridyeye dedi ki:
"Evet, iyi ve tamamsın; ama komşunun taşıdığı sancı, gerçekte çok güzel bir inci."

***
Hayat ve akışı, bazen Halil Cibran'ın yazdığı gibi mi?
İçinizde sancı olmadan, ıstırap doğurmadan, iyiye ve güzele ulaşılamıyor mu?
Hepimizin içindeki inciler, belki birer birer, böyle dökülüyor. Değerli olan onları anlamak, algılamak, bilmek, tanımak, hissetmekle ilgili. Örneğin bu yeryüzünün, çocuksu, renkli, büyüleyici, gizemli, verimli güzelliği; kırların sessiz, dingin, yalın sevinci; bir otoyolda giderken sapsarı ovaların, ayaklarımızın dibine serilirmiş gibi süzülüşü; uzaklardaki dağların esrarlı yüceliği; gece yarısı karanlıktan fışkıran yıldızların yaz yağmuru; bu mavi gökyüzünden derinlere doğru devrilen evrenin sınırsızlığı; tepemize akan bulut yığınlarının sevimliliği; ağaçların hep birlikte orman oluşu; günün ağarma zamanları; ve bunların hepsinin toplamı karşısında; hayranlık ve hürmet duygusuna kapıldığınız oluyor mu?
Yoksa, hepsine bakıp görmeyerek, geçip gidiyor musunuz?
Eğer bakıp görüyorsak; sancılıyız, içinde inci tanesi taşıyan istiridyeler gibiyiz belki de...

***
Hayat karşıtlardan oluşuyor. İyinin olduğu yerde kötü de var. Sevginin olduğu yerde sevgisizlik.
Aşkın olduğu yerde aşksızlık. Mutluluğun olduğu yerde mutsuzluk. Yalnızlığın olduğu yerde kalabalık. Sevincin olduğu yerde keder. Siyahın olduğu yerde beyaz.
Karşıtlar bazen birbirleriyle buluşurken, bazen de birbirleriyle çatışıyor.
Ama birbirini tamamlıyor. Biri olmadan diğeri olamıyor. Asırlar önce Heraclitus karşıtlar arasındaki çatışmanın varoluşun temeli olduğunu düşünmüş. Hatta bunu izah etmek için şöyle bir cümlesi var:
"Hepsinin bir olduğunu, kendi içinde çatıştığını, kendisiyle özdeş olduğunu, yay ile lirde olduğu gibi çatışan harmoni (uyum) olduğunu anlamıyorlar."
Elbette bu konudaki en ünlü söylemi de, tam olarak şöyle:
"Aynı ırmağa gireriz, ama ırmak artık aynı değildir; bu biziz ve biz değiliz."

***
Buralardan bakarsak; hayat bazen ne çok karmaşık değil mi! Bu karmaşıklık arasında, her şeyi bilen ya da bildiğini düşünen insanları gördüğümde, bir şaşkınlığa kapılırım kendimce.
Hem Sokrat'ta, hem Doğu felsefesinde, hem de Çin'den doğan Taocu anlayışta; bir fikrin ulaşabileceği en üst nokta, insanın 'bilmediğini bilmesidir.'
Hatta Taocu anlayışta, bu çok güzel olarak şöyle tanımlanır:
"Kim ki (Tao'yu) bilir, (onun hakkında) konuşmak istemez; kim ki ondan söz eder, onu bilmiyor demektir."
Güzel değil mi!
Galiba bilmediğimizi bilmek en iyisi... Ya da bilmediğimizi bilmeye çalışma gayreti.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.