YAZARA MAİL GÖNDER Datça'dan gelen mektup

YAZARLAR / Bölgeler Yazarları

İki sene önce, Türk edebiyatının usta şairi Can Yücel'in Muğla'nın Datça İlçesi'ndeki mezarı, kimliği belirsiz kişi ya da kişilerin saldırısına uğramış, paramparça edilmişti.
O günden sonra Datça Emniyet Amirliği'nin incelemesiyle, olay adli makamlara intikal etti ve bir dava süreci başladı. Aslında, Datça Mezarlığı, tüm dünyada bir 'hoşgörü mezarlığı' olarak tanınıyor ve burada Müslüman kabirlerinin yanı sıra Hristiyan ve Yahudi kabirleri de bulunuyor. Böylesi bir mezarlıkta, çirkin bir saldırının yaşanması, bunun Türk şiirinin ustası Can Yücel gibi bir insanın mezarına yapılması; hem şairini ailesini, hem de Datçalılar'ı çok üzmüştü.
Dava iki seneye yakın bir süredir gündemde. Bugünkü duruşma öncesi de, Can Yücel'in eşi sevgili Güler Yücel, sevgili eşine simgesel bir mektup kaleme almış. Güler ablamız kocaman şairin, Can Babamızın bize yadigarı, çok sevdiğimiz eski bir dosttur. İzniyle bu mektubu, Can Yücel'i saygıyla anarak, siz sevgili okurlar ile paylaşıyorum:
(Suskunluğun simgesi mezar taşları dile geliyor
Güler Yücel'den Can'a name)

Dava günü yaklaştıkça huzursuzlanıyorum.
Uzayıp durmasından mı, sonucu tahmin etmekten mi bilmem, hep böyle oluyor. Bildiğin gibi, genç bir oğlanla amcası yargılanıyor. Oğlan askerde, suçu amcasına atmıştı. Amca da çocuğun sarhoş olduğunu söyleyip, "Yeğenim bana kızgınlığından iftira etti" diyor.
Bu defa 13 Şubat'ta görülecek dava, senin mekânın Datça'da. O kadar güzel ki bu mevsim buralar... Bütün badem ağaçları, (Özdemir) Asaf'ın birinciliği verdiği en beyaza büründü. Biraz erken açtı bademler. Dolaşırken aralarında, baharlar düşüyor içime şimdiden. Baharların arasında bir de maarif takvimi yaprağı düştü geçen... Arkasındaki şiirle beraber. 24 Ocak'ı gösteriyordu. Herhalde bu şiiri bana Uğur (Mumcu) yollamıştı...
Bir kişiye karşı yapılan haksızlık,
bütün topluma karşı
işlenmiş bir suçtur.
Bu bilinci paylaşmak ve
bu sorumluluğu yerleştirmek zorundayız.
Uygarca paylaşılan sorumluluk bilinci,
özgürlüğünde
demokrasinin de
tek güvencesidir.
Bu güvence sağlanmadıkça,
demokrasinin temeline
tek bir taş bile konmuş olamaz.
Unutmayalım ki "cesur bir kez,
korkak bin kez ölür."
Önemli olan,
insanın böyle bir toplumda
"mezar taşı" gibi suskunluk simgesi
olmamasıdır.
Uğur, "suskunluk simgesi" diyordu "mezar taşı"na. Sen de, her şeyi sezdiğin gibi mezarının başına gelecekleri de peşinen sezmişsin ki, "Vasiyet" adlı şiirinde;
"Beni Datça'ya gömün,
Şu deniz gören mezarlığın orada
Gömü sanıp deşerlerse,
Karışmam ona." demiştin... Kimilerine göre "ucube" heykellerin ustası, bana göre inançlı ve inatçı Mehmet Aksoy'un yaptığı "Can taşı" tahrip edildiğinden beri, benim için mezar taşı artık suskunluk simgesi değil. Kırdılar, parçaladılar, suskunluğun simgesine bile tahammül edemediler. Yine de umutsuzluğa kapılmıyorum. Neden, biliyor musun? Çünkü o kırıp döken zihniyete inat, Can'larına sahip çıkan insanlar hep var. Gelip beni buldular.
Taşlar yolluyorlar bana. Tam da sana yaraşır gibi, memleketin her köşesinden taşlar ve kökler yolluyorlar. Tahrip edilen Can taşı'nı yeşertmek, suskunluğun simgesini umudun diliyle konuşturmak için. Gördün mü bak, yine senin istediğin gibi olacak. Ta ne zamandan öngördüğün gibi, içimizdeki karanlığı patlatacaksın ve;
"yepyeni bir insan
pırıl pırıl bir can
bitecek toprağa..."

Güler Yücel, 9 Şubat 2013

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.