YAZARA MAİL GÖNDER Hakiki insan

YAZARLAR / Bölgeler Yazarları

Hayat notları

Günümüz insanı, önce para, sonra daha fazla mal mülk, daha çok şatafat, üstüne mümkünse iyi bir koltuk, eğer uygunsa bir de daha çok şöhret için; kendi ruhundan o kadar çok şey veriyor ki... Anlatması zor... Alman Filozof Schopenhaeur'ın (1788-1860) yıllar önce söyledikleri, insanlığın değişmeyen aynasında, bu nedenle hala tazeliğini koruyor:
"Dışarıdan bir şeyler kazanabilmek için, içeriden bir şeyler yitirmek, yani şan şöhret, mevki, ün kazanmak için, huzurunu, boş zamanını ve bağımsızlığını bütünüyle ya da önemli ölçüde feda etmek büyük bir budalalıktır."

Hırslarının peşinde koşan insanoğlu da, bir yanıyla ne çok masum ve insansa, diğer yanıyla ise değişmeyen, uyanmayan, anlamayan, algılamayan, bir budala...

***
İnsan, doğanın sesini anlamaktan, çok derinlerde bir yerde; örneğin bir sonbahar yaprağının ağaçlardan kopuşunu izlerken, bir derenin akışını dinlerken, onu hissetmekten ne çok uzaklaştı. Doğanın kendisinden uzaklaştı insan... Oysa serin rüzgarların eşliğinde toprağa dokunmak, ağaçların, bitkilerin sesini dinlemek, doğayla bütünleşmek, onun bir parçası olduğunu, ondan bir parça olduğunu hissetmek, hep iyi gelir insana...Günümüzde çoğunlukla kendisini kötü hisseden insana... Doğanın zekasında, acı yoktur çünkü... Her şey öylesine uyumlu, öylesine mükemmel ki; insan aysbergin altına bakınca, şaşırır kalır... Ama dünyanın aklını da anlamak gerekir. Çünkü Schopenhaeur'ın dediği gibi; "Aklı olmayana, dünyanın tüm aklının bir yararı dokunmaz."

***
"Zihinsel bir uğraşı içermeyen bir boş zaman ölümdür ve diri diri gömülmektir" demişti bir zamanlar Seneca... Hani klasik sorudur ya; "Boş zamanlarınızda neler yapıyorsunuz?" diye... Tuhaf değil mi! Kendisine yeten insanın, boş zamanı olmaz aslında. Boş zaman, bu anlamda, boş bir kavram belki de... Ama insanların bir bölümü unutmayalım ki, 'eğlenme tutkusunun şemsiyesi' altında, gevezelik denizlerinde kulaç atarak, biraz da dedikodu yaparak, boş zamanlarını ya da daha doğrusu içlerindeki boşluğu doldurmak istiyorlar, hazince çoğunlukla... Oysa aradığımız ne ise, her şey kendi içimizde. Ağırlık noktamız kendimizde... Ne ararsak, kendimizden başlar, yine kendimize varırız. Biz gerçek kendimiz olduğumuzda, kendimizi de başkalarının günahları üzerinden temize çekemeyiz. Belki de bu nedenle asırlar önce, Sokrates o ünlü savunmasında; "Başkaları hakkında konuşanlar, aslında kendi haklarında konuşuyorlardır" demişti galiba...

***
Bugün toprağa verilecek olan, 'nur içinde yatsın', çok güzel yürekli adam Tuncel Kurtiz; geçtiğimiz günlerde bir gazeteye verdiği röportajda, ölüme inanmadığını vurgulamış; "Belki bahar ülkesine açılan kapıdır ölüm. Hepimiz bu kapıdan geçeceğiz." demişti...
Ve o kapıdan geçti işte Tuncel Kurtiz de...
Tarif ettiği 'bahar ülkesine' gitti... Hepimizin bir gün gideceği...
Geride güzel, iyi insanlığını, sevgilerini, fırtınalı bir hayatı bırakarak...
Büyük dalgalar arasında gitti...
Sevilerek, severek gitti... Hakiki bir insan olmayı başararak...

***
Bazen karşımızdaki insanlardan, çok şeyi görmesini bekleriz. Oysa hepimiz, ancak kendimiz kadar görürüz. Ötekine baktığımızda, bizde olan kadarını görürüz. Öteki bizde, kendisi kadarını görür. İşte yine Schopenhaeur'ın sözleriyle noktalayalım bu yazıyı:
"Hiç kimse, kendinden fazlasını göremez.
Bununla demek istiyorum ki: Herkes başkasında kendisi olabildiği kadarını görür, çünkü onu ancak kendi zekası ölçüsünde kavrayabilir ve anlayabilir."
Anlaşıldığımız ve anladığımız, iyi pazarlar efendim...


Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.