YAZARA MAİL GÖNDER Eren Bilgen

YAZARLAR / Bölgeler Yazarları

Bazen gündelik hayatın, insan hırsları ile çevrilmiş, sıradan, bitkisel dünyasından uzaklaştığınızda; kendinizi yalın gerçekliğin, mutlak hakikatin bir parçasının kucağında buluveriyorsunuz.
Ölüm ile yaşam arasında bir yerde... Hüzün ile hazan arasında... Yaratıcılık ile coşku, duygular arasında...
İşte "sanatın uzun, hayatın kısa olduğu" o tılsımlı anlardan birinde... Bir yerlerde, bir bebek mesela; hayata ağlayarak merhaba derken; ölümün yeni bir doğuş gibi sahnede süzülüp duruşunun kıyısında... Önünde...
Önceki akşama gidelim... Yer: İzmir Adnan Saygun Sanat Merkezi.
Sahnede İzmir başta olmak üzere, onlarca kentte sahne alan, güzelim İzmir Devlet Senfoni Orkestrası.
Evrensel düzeyde değerli bir şef; Emin Güven Yaşlıçam...
Dünyaca ünlü flüt virtüözü Sir James Galway tarafından kuşağının en iyisi olarak tanımlanan adam Bülent Evcil. Hepsi birbirinden değerli senfoni sanatçıları.
Sahnenin en uç köşesinde boynu büyük bir kontrabas duruyor.
Yan yatmış kontrabasın üzerinde, 39 yıllık geçmişe sahip İzmir Devlet Senfoni Orkestrası'na tam 31 yıldır emek veren, değerli kontrabasçı sanatçısı Eren Bilgen'in (1961-2014) gülümseyen, çerçevelenmiş bir fotoğrafı.
Çevresi çiçeklerle süslenmiş... Eren Bilgen gülümsüyor...
Tüm sanatçı dostlarına, İzmirli sanatseverlere, yakınlarına, sevgili ailesine gülümsüyor.
Tam 31 yıldır tellerine nezaketle dokunduğu kontrabas, sanatçı dostlarıyla birlikte; buğulu, buruk; onu selamlıyor sanki... Asilce, dokunaklı... Çünkü Bilgen artık yok...
Yani sonsuzlukta...
Çok çalmak istediği Dvorak öncesinde, işte başka bir diyara göç edip gitmiş...
Şimdi çiçekler arasında bir gülümseyen resim...
Bir bakış...
Bir sessizlik olmuş...
Orkestra çalıyor...
Eren Bilgen için...
Birinci bölümde flütün masalsı sesi arasında dolaşan, büyülü, o muhteşem tablo...
Konserin ikinci bölümünde, Antonio Dvorak'ın (1841- 1904) en önemli, en popüler eseri 9. Senfoni.
Şef Emin Güven Yaşlıçam söyledi. Meğer Dvorak'ın bu güzel bestesi, Eren Bilgen'in eşlik etmekten en keyif aldığı eserlerden biriymiş. Geçtiğimiz hafta şef ile konuşmuşlar; raporlu olduğu halde, bu konserde mutlaka yer almak istediğini söylemiş. Ama tükenen soluğu, Dvorak ile buluşmasına izin vermemiş...
Eren'siz çalıyorlar... Öylesine güzel, öylesine gizemli, öylesine müthiş seslendirdiler ki...
Mırıldanan bir okyanus, fısıltılı rüzgarlar, ağaçların bir ormanda hışırtıyla kayboluşları, bir çölde uzaklardan duyulanlar, kum fırtınası, denizin dalgalarının hızla yükselişi, dünyanın bütün sesleri bir araya toplanmışlar, coşkuyla kendileri oluyorlar gibi...
Öylesine etkileyici...
Öylesine duygulu...
Konser sona erdiğinde, İzmir Devlet Senfoni Orkestrası'nın güzel yürekli sanatçılarının gözleri dolu doluydu; belki de hayatlarının, hem en anlamlı, hem de en zor konserlerinden biriydi...
Sahnede ölüm ile yaşam bir araya gelmiş, ölüm yaşamdan, sanki yeniden doğmuştu...
İnsan hayatının hep pamuk ipliğine bağlı olduğu insanlık serüveninde, bir sanatçının böylesine güzellikle taçlandırılmış sanatsal bir 'veda' ve 'elveda' töreni; insanlığın kısırlaştığı günümüzde, beni çok etkiledi.
Baktım yanıbaşımda konseri birlikte izlediğimiz, mesleğimizin duayeni, usta yazar, değerli Hıncal Uluç'un, çok sevgili ağabeyimin de gözleri dolu doluydu...
İnsan olmak böyle bir durum. Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşar ve bir anda göç edip gidersiniz...
Değerli olan yaşamın hakkını vermek; bu hay huylar dünyasında; iyiliğin, güzelliğin, sevginin yanında durabilmektir. Ne yapıyorsan, elinden gelenin en iyisini üreterek, severek yapabilmektir...
Eren Bilgen'i uzaklardan tanırdım; içten bir selamı, hep sevgiyle paylaşmışızdır. Önceki akşam, değerli sanatçının 31 yıldır dokunduğu, o öksüz kalmış kontrabas; kelimelerin bütün dilini aşarak, bana Bilgen'in hiç boşuna yaşamadığını, hayatın ve hayatının hakkını verdiğini anlatıyordu sanki...
Ne diyelim; anlamsızlaşan donukluklar arasında, anlamlı bir hayatın insanının vedasını selamlamak, dokunaklıydı.
Eren Bilgen nur içinde yatsın. Ama bilelim ki; insanlık hep doğmak ile ölmek arasındaki bir köprüde gider gelir.
İnsan bunun sürekli farkında olursa eğer, hayatının anlamını, inançlarıyla birlikte üretir.
Yazabilecek çok şey yok, o ünlü sözlerdeki gibi:
"Sanat uzun, hayat kısa."
Kıymetini bilin, hepimiz için; son söz hep budur...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.