YAZARA MAİL GÖNDER Okur mektubu

YAZARLAR / Bölgeler Yazarları

Geçtiğimiz hafta 'Hangi sol' başlıklı bir yazı yazmıştım. Yazının başlığı Türk şiirinin ustası, romancı, yazar Attila İlhan'ın, 1970 yılında yayınlanan ve genel olarak o dönemin 'sol' anlayışına eleştirel bakış açısı sunan kitabı ile aynı adı taşıyordu.
Attila İlhan'a gönderme yaparak, hem sola ihtiyacı, hem de solun eksikliğini vurgulamaya çalışan bir kaleme almıştım.
İlhan'ın bu kitabı yazdığı yıllar çok geride kaldı. Ama Türkiye'de 'sol'a ihtiyaç ile 'sol'un eksikliği arasındaki anlam hiç değişmedi.
Yazımın ardından, değerli okurum eğitimci Sabri Ayçiçek'ten, aşağıdaki iletiyi aldım. Tümüne katılmasam da, yazdıklarını aynen paylaşayım: "Ünlü düşünür İsaiah Berlin, bir mülakatında Moskova'daki iki afişten bahseder.
Ekim Devrimi'nin 70. yılıdır ve yazılanlar da şudur:
1-Dünyanın bütün proleterleri bizi affedin!
2-Biz yetmiş yıldan beri bir hiç için seferdeydik.
Dolayısıyla solun görünümü, sadece ülkemizde değil, dünyada da iç açıcı değildir.
Bunun ideolojik, ekonomik, tarihsel, sosyolojik ve kültürel değerlendirmesi tabii ki bu yazının boyutlarını çok aşar. Ancak bence esas olan bir gerçek ortaya çıkmıştır:
Sol ve sağ kavramları, hayatı anlamaya ve anlatmaya yetmemektedir/yetmez de.
Çünkü 1789'da ortaya çıkan ve 230 yıllık bir geçmişi olan iki kavram, en azından 6 bin yıllık bir geçmişi olan 'şehir devletlerini' ve dolayısıyla devleti 'okumaya' nasıl yetsin ki...
Ülkemiz solunun önemli simalarından Kemal Tahir, 'Yolumuzu aydınlatacak şaşmaz ışık, bu acı çeken insanlığımızdır' derken ne kadar haklıysa, günümüz solunun 28 Şubatta farklı 'katsayı' uygulamasını alkışlaması da, o kadar hüzün vericidir. Halen yürürlükteki 1739 sayılı M. Eğitim Temel Kanunu'nun 32. maddesine göre, imam hatipler mesleğe ve üst öğrenime öğrenciyi hazırlayan kurumlardır.
12 Eylül'cülerin bile aklına gelmeyen farklı katsayı uygulaması, 1999 yılında hayat bulmuş, ülkemiz solunun büyük bir kısmı bunu desteklemiş, 'halkçılık' adına halk çocuklarının öğrenim hakkının gasp edilmesine 'ortak' olunmuştur. Ve muhafazakar bir iktidar da, bunu 1 Aralık 2011 yılında bitirmiştir. Dolayısıyla bir yandan, 'İmam hatiplere fakir halk çocukları gidiyor', diyeceksin; bir yandan da bunların öğrenim hakkının elinden alınmasına destek çıkacaksın. Bu 'ne yaman bir çelişkidir' demekten başka sözü hak etmez! Kaldı ki bir şeyin adının 'halkçı' ya da 'özgürlükçü' olması, onun bunu hak ettiği anlamına da gelmez. Avrupa'nın üç ülkesinde, üç yabancı düşmanı ve ırkçı parti vardır: Avusturya Halk Partisi, Hollanda Özgürlükler Partisi, İsveç İlerleme Partisi. (İlginç değil mi?)
Ülkemiz solunun üzerini çizdiği ve unuttuğu/unutturmak istediği bir entelektüel de var:
İdris Küçükömer. İki kitabını okudum.
'Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması' ile 'Halk Demokrasi İstiyor mu?' Daha 1970'lerde 'Türkiye'de sol sağdır, sağ da soldur. Türkiye solcuları gericidir.' demişti ki, bu ne güzel bir tarih okuması ve öngörüsüdür. Ve bugün sol adına gelinen yer, varılan durak tam da budur/burasıdır.
Vietnam Komünist Partisi bile 1998'deki parti kongresinde 'öz eleştiri' yapmıştı. 'Eskiden toplumun zenginliğini düşünüyorduk/ düşlüyorduk, oysa bireyin zengin olmadığı bir toplum hayalmiş.' diyerek, bireyi (ferdi) merkeze alıyordu.
Kısaca şöyle bir tarih okuması yapmanın zamanıdır. Toplumlar çoğulculaşıyor ve farklılaşıyor. Bu da 'sol' değerler üzerinden okunup, anlaşılacak bir manzara değildir.
Hepimizin yeniden ya da ilk kez de olsa, sınırlı devlet, çoğulcu toplum, negatif özgürlük, serbest piyasa gibi kavram ve anlayışlara kafa yormamız gerekmekte. Hem unutmayalım ki Frankfurt Okulunun kurucularından Max Horkheimer, 'Sarsak bir demokrasi, devrim sonrası kurulacak diktatörlükten iyidir.' demişti 1930'larda."

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.