YAZARA MAİL GÖNDER Dünyanın neresinde neyi tatmalı?

YAZARLAR

Hanoi'de yumurta beyazından yapılan geleneksel kahve Ca pha Trang... Tokyo'da ahtapotlu dondurma ya da hapishane hücresinde kelepçeli yemek... New York'ta festivalde film izlerken perdedeki çeşitleri tadabilmek... Damaklarıyla nefes alıp verenlere layık lezzet duraklarına buyrun...

Yurtdışında bir yere gittiğinizde başınıza gelecek en sinir şeylerden biri ne sizce?
Bavulunuza kavuşamamak? Çantanızı kaptırmak? Pasaportunuzu kaybetmek?
Cep telefonunuzu düşürmek? Cüzdanınızı çaldırmak? Parasız kalmak? Kaybolmak?
Neredeyse bunlarla boy ölçüşecek bahtsızlıkta bir şey daha var: Doymak!
Bunun neresi kötü diyen çıkarsa, tekrar düşünsün: Özellikle öyle zırt pırt gidemeyeceğiniz uzak, egzotik, ekstrem, eksantrik filan bir yerdeyseniz... Yine gelip gelemeyeceğiniz meçhulse... Bölgenin özel lezzetlerinden, simge tatlarından haberdar olmak istersiniz. Normali bu. Olabildiğince çok şeyi ısırmak, çiğnemek, yudumlamak, yutmak peşinde koşarsınız. Hal böyleyken doymak, hakikaten büyük şanssızlık!
Her bölgenin kendine ait bir mutfak tarihi, kültürü, alışkanlıkları var. Kalburüstü lokantaları, sokak lezzetleri, evlerde kaynayan tencereleri...
Tecrübe edilmeden geçilmemesi icap eden lokmaları... Farklı lezzetleri tatmak; başka başka kültürleri ve coğrafyaları tanımak, insanlarıyla bağ kurmak, zenginleşmek demek... Önemli.

HAMUR İŞİNİN PICASSO'SU


Momondo'dan daha önce de bahsetmiştik.
31 ülkede hizmet veren Kopenhag merkezli bir seyahat arama sitesi momondo.com.tr. Uçak bileti, otel ve kiralık araba konusunda iyi fiyatlar veriyor.
Gördüğüm kadarıyla bir de ilginç araştırmalar, derlemeler sunuyor. 'Lezzet durakları rehberi' mesela... Kendine 'gurme' diyenlerin ya da böyle iddialara prim vermeden 'gurman'lığı benimseyenlerin çentik atmadan ruhunu teslim etmek istemeyeceği bir liste. Şöyle şeyler düşürüyor akla:

TATLI NÖBETİ İÇİN PARİS:
Tatlı düşkünlerinin Paris'te bedbaht olması zor, evet. Metni Sabah'ın hafta sonu eklerinden imzasını hatırlayacağınız arkadaşımız Artanç Savaş yazmış, o yüzden değiştirmekle vakit kaybetmeyip doğrudan tırnaklayabiliriz: "Angelina'nın ünlü sıcak çikolatası için kuyrukta beklemeniz gerekse de, buna değer. Jacques Genin'in yaptığı milföy 'a la minute' o kadar lezzetli ki, kendisi 'hamur işinin Picasso'su' olarak anılıyor. 2006 yapımı Marie Antoinette filmindeki tatlıların yaratıcısı olan pastane Laduree'den makaron almak, mücevher alışverişinden farksız. Çikolata uzmanı Jean-Paul Hevin ve Pierre Herme'nin şaheseri olan İsfahan kruvasanını tatmayan ise pişman olur." (Aksanları komple attığımı not düşeyim; teknolojik kazıklar yiyebiliyoruz zira onlar yüzünden!)

AHESTE YEMEK İÇİN FLORANSA: Dünya mutfakları içinde en yadırgamadıklarımızdan biri İtalyanlarınki. İtalyan mutfağının Türklerin gönlünde yeri ayrı o yüzden. Her köşesi yutkunduran bu ülkenin Toskana bölgesiyse ayrı bir şölen demek. "Prosciutto, pecorino ve pappardelleler için doğru adres bölgenin başkenti Floransa ve hazır oraya gitmişken 'Bistecca Fiorentina' adı verilen, yaklaşık bir kiloluk bifteği denemeden dönmek olmaz tabii ki..." demişler.
Peki. Ama hazır İtalya'dan bahsetmişken, komşu İspanya'yı nasıl es geçmişler, Michelin yıldızlarının çarpıştığı San Sebastian'ı niye ihmal etmişler, tuhaf.

EŞEK ARILI KRAKER!

Avrupa'dan çıkıp biraz uzaklara uzanalım; Vietnam'a mesela...

SOKAK TATLARI İÇİN HANOI: Evet, sokak lezzetlerinin anavatanı diyebiliriz herhalde Vietnam için. Başkent Hanoi; yiyecek arabaları, tezgâhları, önce çekinip sonra 'Battı balık' deyip girişeceğiniz yiyecekler satan sokak satıcılarıyla dolu. Başka ülkelerde kolay bulamayacağınız tecrübelerle yani. "Marine edilmiş etle yapılan yumuşacık bir tür mantı olan Banh Bao'nun keyfini çıkarabilir, nilüfer kökü aromalı pirinç lapası deneyebilir veya şehrin en iyi dana etli eriştelerini bulmak için kendinizi bir rehbere emanet edebilirsiniz. Yumurta beyazlarından yapılan geleneksel bir kahve olan Ca pha Trang ise mutlaka denenmeli" diyorlar.

MİDE MACERASI İÇİN TOKYO: Japon mutfağı gerçekten enteresan ve de suşiden ibaret olmadığı muhakkak. Maceracı, numaracı bir mutfak; mideyle beraber göze de hitap ediyor ve bazen sınırları alabildiğine zorluyor: "Alışılmadık konseptleriyle ünlü bu şehirde, bir hapishane hücresinde kelepçeli olarak yemek yiyebilirsiniz; dilerseniz de robotlar size servis yapabilir. Ayrıca Japonya, eşek arılı krakerlerin ve ahtapotlu dondurmanın arkasındaki yaratıcı deha... Peki bunların yanında körili limonata içmeye ne dersiniz?" diyor ve de soruyorlar.

FESTİVAL VE PAZARLAR İÇİN NEW YORK: New York dev bir yemek sahnesi gibi; yüzlerce madde çıkarılabilir oradan. Momondo'nunki şöyle bir seçim: "New York adeta yemekle nefes alıyor! Örneğin Brooklyn'deki Smorgasburg hafta sonu pazarında, dünyanın akla gelebilecek her ülkesinden yiyecekler satılıyor, Broadway Bites yemek pazarı ise yerel aşçıları ve küçük işletmeleri desteklemek amacıyla düzenleniyor. Bunlara ek olarak Food Film Fest'te film izlerken beyazperdedeki yiyecekleri tadabilir, NYC Wine & Food Festival'de mozzarella yapmayı öğrenebilir, Central Park'ta şampanya ve kızarmış tavukla ziyafet çekebilirsiniz."
Sayfadaki yer biter, liste uzar gider...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.