YAZARA MAİL GÖNDER Beyoğlu'nun kardeşi Dubrovnik

YAZARLAR

Beyoğlu sadece çok kültürlü değil, aynı zamanda da çok kardeşli! 26'ncı kardeşi de Dubrovnik. Hırvatistan'ın bu biblomsu Ortaçağ kentinde biraz gezinelim... Kesmedi mi? Alba'da beyaz trüf avına çıkalım. Yetmedi mi? FB'lileri Amsterdam'a, GS'lileri Lizbon'a yollayalım...

Sağlam aile bağlarına paha biçilemez. Hele kardeşlik, önemli müessese...
Sever, kollar kardeşler birbirini. Destek olur.
Biz insan kardeşliğine alışığız. Bir de şehir kardeşliği var.
Beyoğlu ile Dubrovnik, kardeş şehir ve işbirliği anlaşması imzalamış.
Bu ilk ya da tek kardeşi değil Beyoğlu'nun. 26'ncısı! 19'u yabancı, 7'si yerli tam 26 kardeş!
Beyoğlu, bildiğimiz bir semt.
Dubrovnik, bildiğimiz bir şehir mi peki? Biraz gezinelim...
Hırvatistan'ın bu tatlı, küçük, biblo şehrinin en büyük kolaylığı, vize istememesi bir kere... Sonra yakın. Dahası, ucuz. Dolaşırken de, yiyip içerken de insanı hırpalamıyor.
Ayrıca sempatik.
İtalyan havalı bir Ortaçağ kenti burası. Tarihi kent, derli toplu ve özellikle yaz aylarında pek piyasalı bir açık hava müzesi gibi. Koridor genişliğinde sokaklarıyla, mini Venedik sanki...

PIRIL PIRIL BİR DENİZ

İyi havada gitmenin avantajı çok: Bir kere dantelsi kıyılar, el oyası adacıklar, bozulmamış bir coğrafya bekliyor insanı. Yeşil bol.
Adriyatik'in suyu da bizim Ege'ye alışık olanların hiç yadırgamadan seveceği kalitede. Çorba değil, oyun havuzu değil. Derin ve dirilten, pırıl bir su.
Havalar ısınınca gitmenin bir diğer artısı da, maruz kalacağınız görsel şölen! Hırvatların Allah vergisi fiziklerinin ve bacak boylarının maşallahı var. Ve eski şehir, adeta podyum. Kızlar mevzun bacakları, minileri ve topuklarıyla salınıyor.
Kışın boylar çekip bacaklar kısalmıyor elbette ama yazınki elektrikli ve hararetli hal de kalmıyor.
Ama dört mevsim değişmeyenlerin de hakkını yemeyelim:
Dünyanın en eski eczanesi burada mesela. Son derece fotojenik bir şehir sonra, gayet Instagram'lık... Dalmaçya usulü midyeler, yengeçler bir yandan, künefe görüntüsündeki tek parçalık köfteler öbür taraftan, takılmak isteyebileceğiniz bir sürü şirin yeme içme yeri de dip dibe.
Velhasıl yakışır kardeş sıfatıyla Beyoğlu'na ve de gidilir Dubrovnik'e.
Şimdi artık yabancımız da olmadığına göre, bir 'Hayırlı olsun' ziyareti planlayabiliriz.

BEYAZ TRÜF NASIL BİLİNİR/BULUNUR?

Madrid'den geçtiğimiz günlerde bahsetmiştim.
Hem müzelerinden, hem de yüzyıllık restoranlarından.
Bu gezi iki kısımdı: İlk fasılda Ets Tur'un davetlisi olarak Madrid'in kimi bir, kimi birkaç yüzyıllık restoranlarının geleneksel lezzetlerini keşfettik.
İki günün sonunda Ets Tur'un küçük davetli grubu yurda döndü, onların yerine şahsi davetlim geldi ve de o sayede sekiz günlük bir karı-koca tatili başladı.
O bölüm satışta değil haliyle ama ilk kısım yani 'Yüzyıllık Restoranlar/Madrid', herkese açık. 18 Kasım'da daha geniş biçimde tekrar ediliyor mesela...
Ets Tur, gurme turlar da düzenliyor artık. Dünya mutfaklarını yerinde tanımak isteyenlere, mutfağını dışarıda bırakarak hiçbir yerin ruhunun anlaşılmayacağını düşünenlere...
İnci Özay Hatipoğlu'yla birlikte çalışıyorlar bu turlarda. İnci, gastronomi eğitimi almış, son derece donanımlı bir gezgin şef.
Son derece lezzetli bir blogu var. Ama asla blogger deyip geçemeyiz. Altı ay öncesine kadar makarnayla pilavı ayırt edemeyip, satın aldığı on binlerce takipçiyle bir anda en popüler gurme oluveren kör cahil blogger'ların tersine, işin hem kültürünü hem de mutfağını içerden bilen bir isim İnci.
İstanbul'un en köklü ailelerinden birinin tüm davetlerinde yemekleri o yapıyor mutfağa girip.
Turlara mihmandarlık yapmaktan da çok zevk alıyor. Tek turu Yüzyıllık Restoranlar/ Madrid değil, Sicilya'ya da götürüyor, Beyrut'a da... Ve bu noktada yutkunuyorum:
Beyaz trüf avına Alba'ya da...
İtalya'nın Alba kasabasında Uluslararası Beyaz Trüf Fuarı var şu anda. 15 Kasım'a kadar da sürecek. Beyaz trüf, mantarların en kıymetlisi. Olağanüstü bir rayihası, karşılığında da epeyce tuzlu bir bedeli var.
Alba'daki fuarda, hem trüfle hazırlanmış İtalyan lezzetleri tadıyor, hem de trüf mantarı toplama turlarına katılıyorsunuz.
Trüflerin eşlikçisi şaraplar hakkında da bilgi sahibi oluyorsunuz. Tadı damakta kalacak faaliyetler bunlar. Hele donanımlı bir mihmandar da olduğunda, tadından yenmez.

TAKIMIN PEŞİNE TAKIL!

Geçenlerde çok hoş bir genç kadınla tanıştım.
Koyu Fenerbahçeli. Ve tuttuğu takımın peşinden neredeyse dünyayı gezmiş.
Takımını deplasmanda da yalnız bırakmayan böyle sadık taraftarlar var. Türkiye'de de dünyada da takım nereye, onlar oraya...
Yurtdışındaki pek çok şehrin tarihi eserlerinden, mağazalarından, kafelerinden önce statlarını görüyorlar. Çünkü UEFA, Şampiyonlar Ligi, hiçbir karşılaşmayı atlamıyorlar.
Onlar nasıl olsa biliyordur, plan programları da çoktan yapılmıştır ama bu yola çıkmaya hevesli acemilere de bavul.com'u kolumuza takıp biz yol gösterelim...
Fenerbahçe 5 Kasım'da Amsterdam Arena'da Ajax'la karşı karşıya geliyor. Bunu fırsat bilip de üç gün bu eğlenceli şehirde turlamak kış kasvetine bire bir gelir. Müzeleri teftiş eder, meydanlarda takılır, belki bisiklete biner, peynir alıp dönersiniz.
Yalnız maazallah Fener yenilirse, güzelim gezi zehir mi olur, onu bilemeyiz işte. Ama hayat demek, risk demek değil mi zaten?
Galatasaray taraftarlarına ise kasımda iki yol görünüyor. 3 Kasım'da Benfica'yla oynuyor GS.
Nerede? Lizbon'da. Bu da ne demek? Bina cephelerinin nasıl da şahane desenlerde olabileceğini görmek, deniz mahsullerinin en azmanlarına doymak, Avrupa'da ama tam da Avrupalı gibi olmayan bu büyülü şehrin havasını solumak için fırsat demek.
Pasteis De Nata yemeden dönülmesin lütfen!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.