Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Stockholm’de litografiden dansa, Nobel’den Abba’ya pek çok müze bulunuyor. Ama vaktiniz ve azminiz tek bir müze gezmeye yetiyorsa, o zaman istikamet Vasa Museet olmalı. Tek bir gemi üzerine kurulu bu müzede tarihin içine girecek, debdebe ile fiyaskonun, azamet ile felaketin dibini göreceksiniz...

Eveeet, Stockholm'deyiz. Buranın bir tasarım üssü olmasından, 'bizim' IKEA'dan bildiğimiz köftesinden, 'berry'gillerden top top kırmızı 'lingon'undan, adım başı karşınıza çıkan H&M'inden... Hepsinden bahsedeceğiz. Ama bugün müzeler günü olsun.
Burası 'müzeler kenti' olarak da anılıyor. 'in başkenti için 'Elini sallasan müzeye çarpıyor' desek pek abartmış olmayız. İnanmayana 'Stockholm Müzeleri 2016' rehberi, rehber olsun.
Danstan biyolojiye, ulaşımdan polise, 80 küsur müze yer alıyor bu kitapçıkta. Nobel Müzesi, Litografi Müzesi, Abba Müzesi, Oyuncak Müzesi... Tabii bunların bir kısmı ancak konunun uzmanına veya meraklısına önerilir. Ama bazısı da...
Mesela bir turist olarak Stockholm'de diyelim ki üç-beş gün geçirecekseniz... Hangi müzeleri görmek gerekir? Milli Müze (şu ara tadilatta), Skansen Açıkhava Müzesi, Kraliyet Sarayı, Kültür Tarihi Müzesi ilk akla gelenler...
Çağdaş sanat meraklıları Modern Sanatlar Müzesini ve Fotoğraf Müzesini mutlaka görmeli. İlkinde Olafur Eliasson'un 'Model Room'u çok haşmetli. İkincisinde de Anton Corbjin'in müzisyen fotoğrafları ve Bryan Adams'ın müzikten sonraki fotoğrafçılık kariyerinin geldiği nokta ibretlik.
Peki ya vaktiniz ve arzunuz sadece tek bir müzeyi gezmeye yetiyorsa... O zaman ne yapmalı? İşte bu durumda istikamet hiç tereddütsüz Vasa Müzesi (Museet) olsun. Vasa diğer müzelerden çok farklı. Hatta dünyada bile böylesi yok. Müzenin koleksiyonu tek bir parçadan oluşuyor: Dört yüz yaşındaki bir savaş gemisinden! Vasa'nın talihsiz hikâyesi, tarihinin de önemli bir bölümünü anlatıyor: 1500'lü yıllarda , Avrupa'nın taşrası olan bir ülke. Ancak zamanla biti kanlanıyor. Güçlü bir ülkenin, saygın ve korkulan hükümdarı olma tutkusuna İsveç kralları da kapılıyor.
Vasa Sülalesinden gelen, tahta 1611'de, sadece 16 yaşındayken geçen Kral Gustavus Adolphus, topraklarını genişletmek ve Baltık Denizi'ne hâkim olabilmek için Polonya ile savaşa tutuşuyor. İsveç o döneme kadar küçük ve orta boy savaş gemileri yapan bir ülke. Ancak artık büyük tutkulara hizmet edecek kocaman gemilere ihtiyaç baş gösteriyor. Topçulukta uzman olan Kral Adolphus'un hayali, iki sıra topu olan büyük kalyonlara sahip olmak. Bunun için 1626'da sülalesinin adını taşıyan bir geminin yapılmasını emrediyor. Vasa'nın amiral gemisi olmasını hayal ederek...

MUTSUZ SON
Geminin yapımına hemen başlanıyor. Dünya para ve emek harcanan Vasa, 1627'de denize indiriliyor. İç döşemesine ve kralın azametini yansıtan süslemelerin yapımına girişiliyor. Ancak gemi teknolojisinden anlayanların ciddi eleştirileri var: "Bu gövde, iki sıra bronz topu ve on adet yelkeni taşıyamaz" diyorlar. Ama tabii kendi aralarında... Eleştirilerden haberdar olan danışmanlar da Polonya'da savaşmakta olan Kralı uyarmaya çekiniyorlar. Vasa tam teşekküllü olarak 10 Ağustos 1628'de limandan ayrılıyor. İçinde 145 gemici ve 300 askerle... Fakat mutsuz son: Görkemli savaş gemisi, sadece 1300 metre gittikten sonra, meltemden hallice bir rüzgârla karşılaşıp alabora oluyor, sonra da batıyor.
Olaydan 40 yıl sonra geminin çok değerli bronz topları denizden çıkartılıyor. Ancak Vasa'yla birlikte İsveç'in, İngiltere veya Fransa benzeri "Avrupa'nın büyük devleti" olma hayali de adeta sulara gömülmüş oluyor. 1950'lere kadar unutuluyor gemi. Derken Vasa'nın dağılıp gitmediğine inanan amatör arkeolog Anders Franzen'in büyük gayretleriyle batığın yeri tespit ediliyor. Birçok kısmının sağlam olduğu anlaşılınca devlet de harekete geçiyor. Neticede Vasa'nın gövdesi 1961'de denizden çıkartılıyor.

ADINA ÖZEL MÜZE
İş elbette bununla bitmiyor. Tarihi kayıtlara dayanarak gövde onarılıyor; direkleri ve halatları takılıyor. Kalıntıların analizi yapılarak süslemelerin rengi saptanıyor. Ve nihayet 1988'de Vasa kendisi için Djurgarden adasında yapılmış özel müzeye taşınıyor. Onu gördüğümüz yere... Müzede dönemin egemenlik savaşlarını, Vasa'nın çıkarılış öyküsünü, gemideki gündelik yaşamı anlatan bölümler var. Vasa'nın içindeki restorasyon çalışmaları ise hâlâ devam ediyor.
Deli bir haşmet, gerçeküstü bir görkem, gösteriş, heybet... Buna karşılık tarihi bir fiyasko... Geminin bilhassa ön ve arka bölümündeki süslemeler fevkalade cafcaflı. Yani günümüzde 'İskandinav Tarzı' veya 'Kuzey Tarzı' (Nordic Style) denen, süslemelerden ve canlı renklerden kaçınan, sadeliği vurgulayan modadan çok farklı.
Vasa'nın batışından beri geçen dört yüz yıl, İsveçlileri daha sakin ve iddiasız bir millet haline getirmiş denebilir mi acaba?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER