YAZARA MAİL GÖNDER Birbirimize haksızlık etmemek için boşandık

YAZARLAR / Cumartesi Sabah Yazarları

Hakan Eratik'le evliliği sürpriz bir biçimde biten Yeşim Salkım, vedasını "Güle güle yol arkadaşım" sözleriyle dile getirdi. Öğrendik ki, yola çıkan Hakan Eratik'miş. "Eşyalarını toplayıp gittiğinde ayrılacağımızın farkına vardım ve günlerce mideme bir yumruk yemiş gibi hissettim" diyen Salkım'la zor günleri, hayal kırıklıklarını ve yeni hayatını konuştuk

- Sizin boşanmanız da medyatik ayrılıkların olduğu döneme denk geldi. Başka ayrılıklarda kavgalar yaşanırken siz rahatlıkla "Güle güle yol arkadaşım" diyebildiniz. Ne yaşadınız bu süreçte? Bu kadar kolay mıydı güle güle diyebilmek?
- Tabii ki kolay değil. Önce midene bir yumruk yemiş gibi hissediyorsun. Sabahları kalktığında ağlamaya başlıyorsun. Sonra gün içinde geçiyor, akşam olunca midende yine bir yumruk hissediyorsun. Yine ağlıyorsun. Ama zamanla geçiyor o duygu. Kendinle ilgili düşünmeye başlıyorsun, ben mi yoksa karşı taraf mı beceremedi soruları soruyorsun. Ben herhalde bu işleri beceremedim. Çünkü insan sorduğu sorularda bir yanıt bulamayınca o zaman tek bir suçlu buluyorsun. Galiba ben suçluyum.

- Yıllardır tanıdığım Yeşim Salkım'ın süngüleri biraz düşmüş gibi. Çünkü ilişkileri bırakıp giden siz oluyordunuz. Şimdi bir kabulleniş var. Değiştiniz mi?
- Hayat içindeki mücadelemde savaşçı ve hırçındım. Canım yandığı zaman "Niye sırf benim canım yanıyor? Karşı tarafın da canı yansın" diye düşünürdüm. Ama şimdi karşı tarafın canının yanmasının benim acımı azaltmadığını biliyorum. Canın yandıysa onu sen tedavi edebilirsin. Senin canının yanması geçince zaten karşı tarafla da bir mücadelen kalmıyor. İşin özü, hep hep yanlış yollarla kendimi tedavi etmeye çalışmışım.

- Neyin savaşıydı içinizde yaşattığınız ve bir türlü halledemediğiniz?
- Çok gençtim, çok tecrübesizdim. Hep bir savunma mekanizması geliştiriyordum. Üzülürsem ve bunu gösterirsem sanki beni daha çok kıracaklarmış gibi düşünürdüm. Güçlü olmam gerektiğine inanırdım. Ama fark ettim ki ben o kadar da güçlü değilmişim. Her kadın gibi bir kadınmışım ben de. Biz güçlü görünürüz ama içimizde hep bir çocuk vardır. O bende de vardı. Sadece ben göstermemeyi, yokmuş gibi davranmayı tercih ettim.

BEN HİÇ FLÖRT ETMEDİM

- Bunu bir oyun gibi mi oynadınız?
- Evet. Hayata karşı çok korkularım vardı. Belki de çok küçük yaşta mücadeleye başlamamın etkisi vardır. Yaralanmaktan korkuyordum. Ama güçlü görünmeye çalıştıkça daha çok üzüldüm. Kendime daha çok zarar verdim. Şubat ayında çok büyük bir ameliyat geçirdim. Ve ben o gün olgunlaştım. Ameliyat masasına yatarken tekbir getirdim. Ya bir daha çocuklarımı göremezsem diye düşündüm. Bütün hayatım film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti. Kendimle hesaplaştım. Doktoruma "Ne olur beni uyandır" dedim. Yeniden başlamak için... İçimden 5.5 aylık bebek kadar ur aldılar. Fark ettim ki, onlar benim yıllar içinde biriktirdiklerimmiş. Onlar içimde büyümüş. Ben hep ne istedim biliyor musun? Güzel bir ailem olsun, çocuklarım olsun. İşimi yapayım, akşam eve geldiğimde ailemle beraber yemek yiyip vakit geçireyim. Sevdiğim adamla beraber yaşlanayım. Hep bunun için uğraştım. Olmadı. Hayat seni en çok istediğin şeyle terbiye ediyor.

- Beş evlilik yaptınız. İnsanlar sizin için "Sürekli evlenip boşanıyor. Bu kaçıncı?" yorumunu yapıyor. Evliliği beceremiyor musunuz?
- Yanlış evliliğim olmadı. Hayata öyle bakmıyorum. Ben sadece denemek istedim. Risk aldım ve denedim. 45 yaşındayım ve hayatıma çok az erkek girdi. 17 yıl evlilik yaşamışım. Sakin bir hayat yaşarım. Geceleri gezmedim, alkol-uyuşturucu kullanmadım, dağıtmadım. Huzurlu ve güzel bir yuvam olsun diye hayatıma gelen erkeği hayatıma aldım. Ama galiba ben evlililiği beceremiyorum.

- Yıllar önce "Ben evlenilecek kadınım" diye bir açıklama yapmıştınız. Onu hatırlatsam size!
- Evet söylemiştim. Ben hiç flört etmedim. Şu saattten sonra da edebilir miyim bilmiyorum. Böyle bir tecrübem yok. Evlendim. Ama şimdi bakıyorum da, bunca yıldır en çok kendime haksızlık etmişim. İnsanın kendisiyle yüzleşmesi en önemli. Şimdi 'ben kendime ne yaptım?'ın hesabındayım. Hiç mi evlenmemeliydim acaba? Aslında ilk kez aynada kendimle buluşuyorum. Yalnız kalmaktan korkmuyorum. Kendimle konuşuyorum. Geçmişin muhasebesini önüme koyuyorum. İşime haksızlık etmişim. Şarkılardan, oyunculuktan kendimi mahrum bırakmışım. Bütün bunlar benim için zaman kaybı oldu. Ve şimdi o arayı kapatabilmek için de daha çok çalışıyorum. ve diyorum ki; keşke bu 10 yıl içinde daha çok şarkı söyleseydim.

- Ama bunlar yokken de başka mutluluklar yakaladınız. Âşık olup evlendiniz, bir çocuğunuz oldu. Şimdi yine kendi kendinize bunları söyleyerek egonuzu mu onarmaya çalışıyorsunuz?
- Sözünü ettiğim dönem Hakan'la evliliğimden önceki dönem. Bütün bir hayatımı sorguluyorum. Sorun Hakan değil. O zaten işimi her zaman destekledi. Hakan'la zaten kavgalı da ayrılmadık. Birbirimize sesimiz bile yükselmedi. Birbirimizi kırabileceğimizi hissettiğimiz anda ayrıldık zaten.

- Tükendi mi ilişkiniz? Neler oldu?
- Gerçekten ben de bilmiyorum. Ayrılmayı ben istemedim. Evet ilişkimizde küçük sorunlar vardı ama her evlilikte olur bunlar. Üç yıl önceydi. Sonra atlattık. Ama zaman içinde birbirimize haksızlık etmeye başladık. Hakan da bana "Birbirimize haksızlık etmeyelim" dedi.

- Yani! Örnek verebilir misiniz?
- Somut bir şey söyleyemem. Örnek; mesela ben geceleri çıkmayı sevmiyorum. O çıkmak istiyor. Çıksın diyorum. Ama üç beş kez yalnız çıkınca da bunu istemediğimi fark ediyorum. O zaman sorun oluyor. Galiba hayat şartları ilişkiyi tüketiyor. Yani aşk kalmıyor. Ben çok yoğun çalıştım, müzikle uğraştım. Ada'yı büyüttüm. Ve ben bu parçalanmalar içinde sanırım eşimle sevgili olmayı unuttum. Zamanım kalmadı, ilişkime özen gösteremedim.

- Ayrılık yoluna girdiğinizin farkına varmadınız mı?
- Önceleri anlamadım, toparlarız, geçer diye düşündüm. Sonra eşyalarını alıp gittiği gün gerçeği anladım. Acıttı. Bu kadar acıtacağını da tahmin etmiyordum. Ben hayatımın son aşkı Hakan olur diye düşünüyordum ama olmadı. Bana hiçbir şekilde kötü davranmadı, kötü konuşmadı. Her zaman en yakın arkadaşım olarak kalacak. Güle güle yol arkadaşım demem de ondan zaten. Her şeyi çok güzel paylaşmışız. Boşanır boşanmaz da tatile gittik zaten biliyorsunuz.

- Peki tatile ayrılmış bir çift olarak gittiğinizde neler değişiyor birbirinize tavrınızda.
- Aslında pek bir şey değişmiyor. Önceden bilmiyordum ama dost kalabilmeyi öğrendim. Bakıyorsun o adama ve güzel şeyler hatırlıyorsun. Ada için bu tatilleri her zaman yapacağız. Birlikte olacağız çünkü doğrusu bu. Biz aslında zarar vermeye kendi içimizde başlıyoruz. Sonra o kötülük enerjisi büyüyor ve bir şekilde dönüp seni yaralıyor. Önce kendi içimizi temizlememiz gerekiyor. Ama ben 35'imde ya da 40'ımda böyle düşünmüyordum. Her şey 40'ten sonra başlıyor. Bir kadın için dönüm noktası o yaş. Şimdi, bu yaşımda arkaya dönüp de baktığım zaman kendime "Ben bunları nasıl yapmışım? Bu lafları niye söylemişim. Çok mu canım yanıyordu?" diye soruyorum.

- Canını yaktığınız kişiler varsa geçmişte, madem ki artık olgunlaştınız, onunla da yüzleşip özür dileyebilir misiniz?
- Dilerim. Eğer hatam varsa özür dilerim. Bakıyorum özel hayatımda canını yaktığım kimse olmamış. İş hayatımda da bilerek ve isteyerek hiç kimsenin canını yakmadım. Bir kişi hariç. O kişi de bana özel. Çünkü sebeplerim vardı. Eğer bilmeden birini üzmüşsem ve o insan bugün karşıma geçip, 'sen beni çok kırmıştın, üzmüştün' derse 'özür dilerim, affet' derim. Affettirmek için de elimden geleni yaparım.

ÖLÜMÜN KIYISINDAN DÖNDÜM

- Daha önceki evliliğinizde (Hakan Uzan'la) güçlü, sert ve birazdan yukarından bakan bir havadaydınız. O ilişkiden çıktıktan sonra daha sadeleştiniz ve değiştiniz. Yanılıyor muyum?
- Aynen öyleydim. Şunu söyleyeyim; çok zenginlik başa bela. Hayatta çok büyük, çok iddialı cümleler kurmayacaksın. Ben bunu asla yapmam demeyeceksin. Hayat sana yaptırıyor. Evet, ben çok zengin bir dönem geçirdim. Ama insan kendini o kadar yalnız hissediyor ki, kimin dost kimin düşman olduğunu ayırt edemiyorsun. Herkes etrafında. Ama "Gel sana kıymalı patates yemeği yaptım. Oturup yiyelim" dediğin zaman kimse yok. Sürekli 'bu gece nereye gidiyoruz? nerede tatil yapıyoruz?' gibi şeylerin peşinde dolaşıyorsun. Ve sen o insanlarla yaşaya yaşaya kaybolabiliyorsun. Ben böyle bir üç yıl yaşadım ve sonunda kayboldum. Şöyle düşünün; bir bataklığın içindesin ve çırpındıkça batıyorsun. Sadece ailem elini uzattı bana. Ve onların sayesinde oradan çıktım. Üç yıl çok ağır psikolojik tedavi gördüm. Günde dört paket sigara içiyordum. 48 kiloydum. 4 Xanax, 2 Lustral kullanıyordum. Dört ay boyunca duvarlara bakıp hüngür hüngür ağladım. Doktorum Ümit Yazgan bütün bu sürecimin en yakın şahididir ve hayatımı o kurtardı. Yaşamın kıyısı vardır ya oradan döndüm. Mutsuzluk, haksızlık, senin özbenliğine ters gelen bir yaşam... Ben o kadın değildim. Özgür olmak istiyordum. İnsanlar hep madalyonun bir tarafını gördüler ama arkasına, oradaki bene hiç bakmadılar. Çırpınıyorsun, çığlık atıyorsun, hırçınlaşıyorsun. Aslında o sesler "Bana yardım edin" demekti. Farklı bir kadın gibi gösterildim ve buna da izin verdim. Çünkü yaşamın kıyısında başka şeylerle mücadele ediyordum, kendimi ifade edecek gücüm yoktu.

- Nasıl döndünüz peki?
- Bir yılbaşı gecesi yatağımda yatarken ellerimi göğsüme koydum ve dedim ki; "Allahım ya benim canımı al ya da beni kurtar." Duam kabul oldu. Bir yıl sonra, kızımla beraber kendi evimdeydim. Nasıl yaşamak istediğime, nasıl bir insan olduğuma dair bir şeyleri görmem ve karar vermem gerekiyordu. Nasıl yaşamak istediğin, kendini 10 yıl sonra nerede görmek istediğinle ilgili bir şey. Duvarımda resimlerimle yaşlanmak istiyorum. Torunlarım, çocuklarım olsun istiyorum.

- Bu evliliklerin nedeni çocukluktan kaynaklanan yalnızlıklar olabilir mi?
- Belki de. Babamdan kaynaklanıyor olabilir. Ben dört yaşındayken annemden boşandı. Onu kaybetmiş gibi hissettim. Anneanne ve dedeyle büyüdüm. 0-6 yaş arası onlarlaydım. Bu nedenle anne-baba ve ev özlemi hep olmuş içimde. Belki de gerçekten hep bunun peşinde koştum. Şikayetçi de değilim. Her şeyi yaşadım; Aşkı, acıyı, boşanma acısını... Dünyayı gezdim, zenginlik gördüm, fakirlik gördüm.

- Bir kez daha evlenir misin?
- Hayır...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.