YAZARA MAİL GÖNDER Eylül tatili: Büyülü mü belalı mı?

YAZARLAR / Cumartesi Sabah Yazarları

Okullar açılınca çocuk ciyaklaması bitmiştir, ama bu defa da yenidoğan viyaklamasına maruz kalırsınız. Lokantalarda her masa sizindir ama garsonların yarısı yollandığı için hizmet almak sanki bir ömür sürer. Peki eylül tatili huzur mu yoksa muzur mu?

Eylül tatili, hep mutlak bir huzur kaçamağı olarak hayal edilir. Kavurucu sıcaklar sona ermiş, havaya ılık bir şefkat gelmiştir. Deniz süt gibidir. Işık doğal Instagram filtresidir. Akşamları omuza bir kazak almak özlenmiştir. Okullar açılmış, çocuk ve 'Annecim' diye peşinde koşturan organizma ikilisi göçmüştür. Bangırdayan piyasa müzikleri susmuştur. Etrafa sükunet hakimdir. Kalabalık yüzünden kavuşamadığınız en güzel masalar, uzanamadığınız en konforlu şezlonglar sizi bekliyordur.
Tam da böyle işte; eylül tatili, huzur destinasyonlu bir cennet tasviridir. Peki bu resimdeki hakikat payı nedir? Zannettiğiniz kadar değil diyip dökülelim...

HAVANIN ŞEFKATİ Mİ, NAZI MI, KAZIĞI MI?
Çok net, rakamlarla belirlenen kati bir sebep: O kızdırıcı, bezdirici sıcaklar yok artık. Havada tatlı bir serinlik, ılık bir şefkat var, yumuşak bambu peştemallar gibi sarıp sarmalıyor. Güzel. Ama bu havanın asla garantisi yok. Güneş bulutun arkasına girip bütün gün naz yapabiliyor. Yağmurdan balkondaki havluların sırılsıklam ıslanması hiç de romantik değil.
Akşamları omuzdaki zarif hırka dişleri birbirine vurduruyor, fırtına çıktı mı yemek masası tepetaklak. "Bağlam değişince aynı olan şeyler de farklılaşıyor," dedi bir yakınımız, Assos'un felsefe merakının etkisiyle olsa gerek! Evet, hava sıcakken rüzgar ne güzel geliyordu ama şimdi donuyoruz manasında! Depresif grilere tatilde yakalanmak iyi değil. Her kış kasveti erken ama tatilde vuranı biraz daha erken...

ÇOCUK MU, BEBEK Mİ?
Okulların açılması demek, bazılarımız için "Ortalıkta çocuk koşuşturması olmadan rahat bir tatil yapacağız" demek.
Çocuk, tek başına sorun değil. Asıl sorun, sürekli 'Annecim'leyerek gün boyu peşinde sürüklenen canlılar. Valide hanımlar hakikaten çıldırmış durumda. Hamileliklerinin en az altı ayını yaratıcı isim bulma peşinde helak olarak geçiriyor, sonra çok dâhiyane biçimde Emrecan, Ayşenaz filan adını koydukları yavrularına sadece ve sürekli 'Annecim' diyorlar. Neyse, okul ziliyle beraber kurtuldunuz onlardan. Eylül, çocuksuz tatil demek...
Siz öyle sanın. Yeni bebek sahibi olanlar da, ortalık sakin olur diye tatil için eylülü bekliyor. Ve evet çok tatlı bebekleri maşallah, ama işte biri dürtmeli: Kakası, hayır çikolatalı puding değil!
Bebek terörü, bazen çocuk teröründen de ağır. Çocukla birlikte zıvanadan çıkan, çoğu zaman sadece anne. Fakat otel personeli de dahil olmak üzere etraftaki herkes kontrolünü kaybediyor. Yaptıkları maymunluk kalmıyor ve saatler sürüyor. Ya beş yaş ve üstüne razı olacaksınız, ya 0-5 yaşa.
Çocuk almayan otelde de kalsanız bunun lokantası, kahvesi, gezmesi var. Çocuksuz tatil diye bir şey yok! Unutun!

BAKALIM GARSONLA AŞÇI VAR MI?
Sezonda imrendiğiniz o en nadide masalar, buyrun sizin. Rezervasyonlar seyrekleşince, en deniz önü oturma grupları emrinize amade. Hemen çökün.
Ve bekleyin bakalım, bakan olacak mı?
Garsonların yarısı gitmiş; ya memlekete, ya okula, ya başka işe... Kalan koca yazın tortusu. Eylül, rahatça yer bulunan ama bu defa da doğru düzgün servis olmadığı için saç baş yolunan ay. Garsonun ağzıyla kuş tutmasına lüzum yok; kalabalıklardan uzak ağız tadıyla yemek yiyecek olmak size yeter, icabında kendiniz kalkıp alıverirsiniz içerden, değil mi? Ama patates kızartması niye yağı çekmiş? Buranın böreği böyle değildi ki...
Evet, değildi. O aşçı çok yetenekliydi.
Ama sezon sonunda falanca yere gidince, tanıştıralım: Yardımcısı! Ayrıca da küçük işletmelerde günün güzelliği olan tabldotun kalkmasına, müşteri sayısı kurtarmayacağı için biten dondurmanın bile siparişinin tekrar verilmemesine hazır olun.
Geçmiş olsun.

BEYAZ YELELİ YILKI ATLAR GÖÇ EDERSE?
"Yemyeşil doğa", "Yeşili doyasıya yaşamak" diye özendirmeler var, pek hoş. Ama yeşil bu mevsimde hızla sararıyor. Elbette ki var ayrı bir keyfi, ama bunu 'yeşile doymak' diye gazlamayalım.
Kumsallarda sadece siz olacaksınız, denizlerde iki başınıza yüzeceksiniz... Ama havanın dönmesiyle beraber denizin de davetkarlığını kaybetmesi sürpriz olmasın.
Köpüren dalgalara bakıp "Göç eden beyaz yeleli yılkı atları gibi" dedi bir yakınımız, Assos'un yan etkisinden olsa gerek! Bu kadar romantik olamayabiliyoruz ama her zaman...

TRAFİKTEN YIRTTIK DA
Okulların açılmasıyla şahlanan trafikle boğuşmamak için bile değer mi? Doğru.
İstanbul'da her yerden her yere beş saatte gidilen o ilk günü şehir dışında geçirmek, kıstırılmışlık duygusunu yaşatmayan, rahatlatan bir şey.
Ama tam da o günleri sayfiyede geçirmek demek, İstanbul'un etkinlik takvimini de boş geçmek demek. Kültür sanat faaliyetlerinden, sosyalleşmelerinden, dedikodularından geri kalmak demek... Böyle işte:
Tercihler zorlar.

***
SONBAHARIN İLK 'EN'LERİ...

EN KÖTÜ SKORLU SPORTİF HEZİMET: Heyecanlı başladı; futbolcularla el ele sahaya çıkan çocuklar arasında Batu da vardı! Tercihi Ronaldo'ydu ama Riera'ya düşmüştü, kötünün iyisiydi! Buna karşılık sonuç, berbatın beteriydi.
Galatasaray Real Madrid'e 6-1 yenildi, Rasim Ozan'ın "Allah Fatih Terim'in taksiratını affetsin" tweet'i kavga, kan, kin arayan sosyal medyayı hararetlendirdi.
EN 'YUH ARTIK' DEDİRTEN SANAT VANDALLIĞI: ArtInternational'a iki açıdan laf edilebilir: 1. Bu kadar galeri ve bu kadar sanatçı sadece üç gün için mi bir araya getirilmiş? Üstelik de hafta sonuna denk gelmeyen üç gün...
2. Giriş ücreti Kişi başı giriş ücreti 30 TL fazla değil mi? Ama ArtInternational'daki bu kepazeliğe laf bile edilemez. Haliç Kongre Merkezi'nin girişindeki Marilyn Monroe heykeli tacize, tecavüze uğramış. WC muamelesi görmüş, sanatçısının adı karalanıp yerine küfür yazılmış.
EN 'AMAN NE HALLERİ VARSA' DEDİRTEN BOŞANMA: Hâlâ daha 7 milyon TL tazminat ve ayda 100 bin TL de 'yoksulluk nafakası' istiyormuş! Ivana Sert bir hayat, hiç yok yere bir kariyer kazandı halbuki! Şimdi 400 bin TL karşılığında Yurdal Sert'ten boşanmış. Şöyle bir akla getirince iki senelik vukuatları, demeçleri, hakikaten ne halleri varsa görsünler...
EN AKIL ERDİRİLEMEYEN MUAMMA: Aliağa'daki cinayet, her yeni bilgiyle kafaları daha da karıştırıyor. İki kızı tarafından öldürülen Gülseren Süngü'nün, beslediği 26 tane muhabbet kuşu ve birkaç da kanarya varmış!
Hayvanseverlik, iyi insan olmayı da beraberinde getirir mi her zaman? İyi insan olmak, iyi anne olmayı da gerektirir mi? Karışık mevzular...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.