YAZARA MAİL GÖNDER Kafayı fotoğrafla bozmak

YAZARLAR / Cumartesi Sabah Yazarları

Simite üşüşen martı, Alaçatı'da kapı baca çekenler... Toplaştıklarında ilk iş 'selfie' yapanlar... Instagram'la aşka düşenler... Dikkat! Bir millet fotoğrafla çıldırıyor!

Bir Kadıköy- Karaköy vapuru üstüne bir Alaçatı hafta sonu çok net gösterdi ki Türkler, Japon olmuş! Millet aklını kaçırmış durumda fotoğrafla. Hayretler içinde kalıyor insan; hiçbir şey olmayan her şeyin önünde fotoğraf çekiyor, çektiriyorlar. Her an. Bir de Temel Reis'le Safinaz görse gözleri yaşarır; ıspanağın yapamadığını 'selfie' sevdası becerecek: Sağ kollar hızla pazulanmakta! Belki en baştan kişisel bir parantez açmak gerek: Fotoğraf sevmeyen biri değilim. İmza kellemin çarpık, yamuk, deli göründüğüne bakmayın; onu değiştirmemek tembellikten. Yoksa ev çerçeve dolu, buzdolabının kapağı yemekli karelerle kaplı vs. Fakat son zamanlarda millet o kadar çıldırmış durumda ki fotoğrafla; onların bu hali, insanı fotoğraftan soğutuyor. Bir de loop'la dia seçilen bir çağdan geliyorum ben! Milattan, evet, epey önce! İyi kadrajın maharet sayıldığı, renklerle böyle sonradan oynanmadığı, tek aplikasyonla anında sanat yapılamadığı günlerden... Neredeyse Ara Güler'le aynı jenerasyon! Şimdi herkes başımıza sanatçı kesilmiş, herkes fotoğraf üstadı olmuşken... Bu saatten sonra üşenmeden kedi köpek, kapı baca mı çekeceğiz? Selfie ile kendimizi elâleme beğendirmeye mi çalışacağız? Böyle bir bıkkınlık hali... Bir de insanlar ikiye ayrılıyor galiba: Başkaları bir şey yaptığında hararetle aynısını yapanlar ile inadına alerji kapanlar. Modaları hevesle takip edenler ile eskiden yapıyorduysa da kesenler. Eksik kalamayanlar ile sıtkı sıyrılanlar... Hepimiz geçtik o yollardan ama artık vapurda martılara simit atarken bir yandan da fotoğraf çekmek bayat değil mi? Günbatımı yakalamak? Ay çıkışı? İstanbul silueti? Kendi ayaklarımız? Ah be şekerim, o kapıdan bilsen kaç tane çekildi şimdiye kadar. Kapı konseptiyle nice sergi açıldı, kitap basıldı. Üstelik de 15 dakikadır cebelleştiğin o kapının, hiç de zannettiğin gibi bir özelliği, atfettiğin gibi bir ayrıcalığı yok. Hadi başka kapıya! Kedi köpek ve bebekler de binbir kompozisyona sokuldu şimdiye kadar. Ama insanın 'yavrusuyla' ilişkisi çok biricik tabii, her anını kaydetmek isteyebilir. Ama keşke bir lokma yaratıcılığa da rastlasak... Aile hatıra fotoğrafları klasiktir ve pek de yaratıcılık kaldırmaz, değil mi? Hiç de değil! Bazen son derece basit bir fikir, olayı bütünüyle değiştirir. Nicholas Nixon'ın 'The Brown Sisters' projesi kıskandırıcı niteliktedir mesela. ABD'li Nicholas Nixon, düzenli olarak karısı ve baldızlarının fotoğraflarını çeker. 33 yıl boyunca sürdürür bunu. Çağdaş sanatta o yıllarda önemsenmeyen hatta aşağılanan bir tür olan hatıra fotoğrafı, bu devamlılık sayesinde bambaşka bir şeye dönüşür. Adeta tarihi, sosyolojik bir belgeye... Kılık kıyafetler, ifadeler... O 33 yılı, o dört kız kardeş üstünden okursunuz.

'ÇEKLAÇEK' YA DA 'SELFİE'
Cindy Sherman yapmışken onca yaptığını, bütün o 'selfie'ler de boş! Cindy Sherman çağdaş sanat ve fotoğraf dendiğinde ilk akla gelen isimlerden. Fotoğraflarında envaiçeşit kılıkla hep kendisi boy gösteriyor. Fakat o kadar şaşırtıcı hallerde öyle tanınmaz oluyor ki, her defasında şaşakalıyor bakan. Onca baş döndüren iş yapmışken kadın, sanat çıkarmışken kendi fotoğraflarından... Sen bir öyle bak, bir böyle bak, aklın sıra kendini seksi yap, cool yap, kaşını kavis/dudağını şişik/dişlerinle iç tarafını sıkıştırıp emerek yanaklarını zayıf yap, sonra hemen 'selfie'! Geçen yılsonuna kadar böyle işliyordu 'selfie' sistemi. Yalnızlığı, tek başınalığı da çağrıştıran bir şeydi. Demek çekecek kimsen yok ki kendini çekiyorsun, var mı ötesi... Sonra geçen yılsonuyla beraber zıvanadan çıkıldı. Savaş, kaza, mezarlık selfie'lerinden başka, önce Danimarka'nın güzel başbakanının selfie'si geldi; Obama'nın evlilik çatladı, ortalık yıkıldı. Sonra Oscar törenlerinde Ellen DeGeneres bir rüya takım 'selfie'si çekince, bütün dünya kafayı komple bozdu bu işle. TDK bile girdi topa. Türkçe kelime arıyor 'selfie'nin karşısına çıkaracak: 'Sosyapoz', 'Cepimge', 'Çekendi', 'Çekinti', 'Çeklaçek', 'Görsel Salım', 'Seyfi'... Bir tek 'Ferdi' var, o olabilir! Sokakta, vapurda, mağazada, lokantada, yer fark etmez, değil mi ki en az iki kişi yan yana gelmiş, hemen cep telefonu bir sağ kol mesafesinden o anı ölümsüzleştiriyor. 60 yaşında teyzeler kafalarında papatya taçlarıyla 'ferdi' yapıyor. Komşusunu mu gördü, şevketibostan torbasını sol ele alıp kan ter içinde 'seyfi' yapıyor. Alaçatı'da hal böyleydi! Her ama her kapıyla, her taşla, her duvarla poz verip bir de gitmediği lokantaya gittiğini belgeleyenler vardı! Kadınlarımız Instagram'a koymak için havalı restoranların kapısına gelip kendini tabelayla çekiyor! Bütün mesele 'Oradaydım' demek. Ha orada mıydın, hayır, ama ne önemi var, tanıdıkların orada olduğunu düşünsün, kâfi! İnsanlar 'Ben de varım' demek, kendini göstermek için çırpınıyor. Fotoğraf da bunun en kolay yolu ve delirmiş vaziyetteler fotoğrafla. Allah akıl fikir versin.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.