YAZARA MAİL GÖNDER 'İlişkimi bitirdim' üstüne hezeyanlar

YAZARLAR / Cumartesi Sabah Yazarları

Saadeti, ünlülerin mutsuzluğunda mı buluyoruz? Bir ilişki acısız kesip atılabilir mi? Ruh ikizliği her derde deva mı? Karakter, beraberliğin hangi aşamasında kendini gösterir? İşte Sertab Erener & Demir Demirkan ayrılığının sayıklattıkları...

BİR: Almancada 'Schadenfreude' diye bir kelime var; başkasının sıkıntısından, şanssızlığından, felaketinden alınan zevk demek.
İlle de ileri derecede kötücüllük ya da ağır manyaklık şart değil bu 'Schadenfreude'den mustarip olmak için.
Bir komşunun evine hırsız girdiğinde kimse üzüntüden kahrolmuyor aslında; o hırsız kendi evine değil de komşuya girdi diye içten içe seviniyor. 'Oh neyse aman yırttık!' ruh hali sonuçta bu biraz. Rekabetçi iş hayatında bol çeşidini görüyoruz.
İKİ: Ünlülerin, zenginlerin, hatırlıların başına kötü bir şey geldiğinde duyulan haz daha da büyük: Sınırsız serveti var ama bak o da çocuğuna laf geçiremiyor! Dünyanın en güzel kadını ama bak o da aldatılıyor!
Yerli dizi piyasası basbayağı bundan besleniyor: Zenginlerin başına gelen talihsizliklere, kendi kafamıza talih kuşu konmuş kadar sevinmemizden!
Güçlüler de ağlar: Vatandaşa kendini en iyi hissettiren, adalet duygusu, demokrasi inancı veren şeylerden biri bu herhalde. Ve bir nevi tevekkül: Bak, onca detoks, onca botoks, onca gençlik çabası, ne oldu, hiç, o kadar debelenmemek lazım, olacağına varır!
ÜÇ: Televizyondan, perdeden, sahneden, sayfalardan tanıdığımız ünlüleri ikiye ayırabiliriz: Defolular ile kusursuzlar.
Birinci grupta hiçbir vasfı bulunmasa da şeytan tüyü varmışçasına canı gönülden sevilenler, sempati duyulanlar, defoları görmezden gelinen ve her türlü abuk sabukluğu hoş görülenler var.
Onlar bizden ve onları besleyip büyüten de bizim sevgimiz zaten! İkinci gruptakiler ise daha özellikli, daha yetenekli olabilirler ama bir mesafe var onlarla aramızda hep. Bizsiz de güçlüler, kendilerine ilelebet yeterler, muhabbetimize muhtaç değil gibiler.
E o zaman biz de kuvvetli bağlar kurmayabiliriz onlarla!
DÖRT: Mükemmellik vurgusu asap bozar. Kimse dört dörtlük değil, kimsenin hayatı her gün günlük güneşlik değil. Bunun arada ortaya çıkması sinirlere iyi gelir.
Bazı beyaz gömlekler fazla kolalıdır, ütüleri ne hikmetse hiç bozulmaz.
İşte bazen insanın onlara çay dökesi gelir!
BEŞ: Her ayrılık acıtır. Bunun aksi mümkün değil. Aşktan kırıntı kalmadıysa da, heyecan uçalı bin yıllar olduysa da, uzun beraberlikler alışkanlık demek ve alışkanlık deli bir şey. Sigara diye düşünün, tatlı diye düşünün, e o da bir nevi aşk işte. Acısız, medeni, dostane ayrılık, genellikle lafta kalan bir hayal...
ALTI: Ortak alınan karar diye bir şey yok. O da yalan. Her münasebette bir cephe diğerine nasıl daha fazla düşkünse, ayrılık da bir tarafın daha fazla istemesi ve harekete geçmesiyle olur. İkisinin de vardır elbette memnuniyetsizliği ama nihai karar ya birinin ya ötekinindir.
YEDİ: Ruh ikizliği müessesesi, birbirleri için yaratılmışlık, birtakım öğretilerle çift halinde ermeler filan, neticede görüyoruz ki hepsi boş. Bir ilişkide sıkıntı yoksa, dışarıdan gelen hiçbir darbe onu kolay sarsmaz. İçerde sorun, bıkkınlık, tahammülsüzlük, kan kaybı varsa da, dışarıdakinin öyle kuvvetli bir kasırga olması gerekmez.
Tek hapşırık yeter.
SEKİZ: Ayrılık anındaki hal tavır hakikaten mühim; kişinin karakterini çok fazla ele veriyor. Ayrılık sürecinde öyle anormal hareketler olabiliyor ki, karşınızdakini 20 yılda tanımamış olduğunuzu şoklanmak suretiyle idrak ediyorsunuz. En kibar sandığınız fevkalade çiğ, en cool sandığınız acayip darmaduman çıkabiliyor bu sınavdan. Bir durmak lazım... Derin nefesler alıp beş düşünüp bir adım atmak. O kadar senenin hatırına, itinalı davranmak. Bilhassa da yolları ayırmayı daha fazla isteyenin, ilk duyuranın, 'sorumluluğu alanın' kelime seçimini önemsemesi lazım... 'Cesaret'in yanında gönül alan, onore eden bir zarafet de lazım. Bazen standart, sıradan, klişe olmak en güzeli belki de...
DOKUZ: 30'lar kadınların birini bulmak, evlenmek, çocuk yapmak için debelendiği yaşlar. 40'lar, ayrılınsa da yeni birini bulabileceğine dair hemcinslerin birbirine sonsuz gaz verdiği, artık yeni 30'lar kabul edildiği için de herkesin had safhada alımlı olduğu yaşlar. 50'deyse bir eşik var.
Bir kadına, yıllardır beraber olduğu eşinden ayrılmak, en çok 50'lerinde ağır geliyor galiba. Hele birlikte büyümüşlerse, biraz yokluktan gelip birlikte var olmuşlarsa... 'Ben senin en tıfıl zamanlarını çektim, sen bana bu kazığı nasıl atarsın'la baş edilemiyor.
Çünkü kim ne derse desin maalesef ki hiç de adil olmayan şöyle bir acı hakikat var: 50'lerinde bir adamın 30'larında bir kadınla şansı olabilir ama 50'lerinde bir kadın, ne kadar taze görünümlü de olsa, bakımlı bir orta yaşlı!
ON: Bazısı çift olarak güçlüdür, ikiden teke düştü mü yok olur. Bazısı çift olarak sevimsizdir, yalnız kalınca daha çekilir olur. Bazısına çiftlik, bazısına tek tabanca olmak iyi gelir, kim için hangisinin hayırlı olduğunu zaman gösterir. Bütün ayrılanların kederi uçucu, yolu açık olsun.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.