YAZARA MAİL GÖNDER İnsan öldürme evladım!

YAZARLAR / Cumartesi Sabah Yazarları

Oğlu olan arkadaşlarımız, "Erkek değil insan yetiştirmeye çalışıyoruz" diyorlar. Öyle aile ortamında o zaten insan olur, asıl diğerlerine nasıl temas edeceğiz? 'Etek giyene tecavüz etme!', 'Kartopu atanı öldürme!' diye vatandaşlık dersleri mi vereceğiz?

Bugün erkeklerin etekli yürüyüşü var. Mini etek giyerek, Taksim'den Tünel'e yürüyecek erkekler. Özgecan ve bütün kadınlar için. Kadınların maruz kaldığı tacize, tecavüze, şiddete karşı çıkmak için. Bir kadının şayet mini etekliyse, 'müstahak' olduğunu düşünen zihniyete cevap vermek için.
Şekilsel bulup dudak büken de var. Olsun. Evet poplaştıran bir şey belki ama en azından bir kamuoyu, son yılların o çok sevilen kelimesiyle 'farkındalık' yaratıyor, zararı yok en azından. Peki faydası?
Bu yürüyecek olanlar zaten 'normal' erkekler. Tecavüz etmeyen, kesmeyen, öldürmeyen... Etek giymekten gocunmayan, bunu bir aşağılanma olarak yaşamayan... Ayrıca da diz kapağından tahrik olmayan, mini eteğin layığının en hafifinden taciz olduğunu düşünmeyen... Eğitimli, şehirli, sağlıklı erkekler.
Peki asıl ahırdaki hayvana, şişme oyuncağa, damacanaya, öz kızına tecavüz edene ulaşmak için ne yapmak lazım? Günde üç öğün, beş vakit dövüp hastanelik edene giden yol nerede?
Özellikle oğlu olan ahbaplarımızdan duyuyoruz: "Erkek değil, insan yetiştirmeye çalışıyoruz" diyorlar. Evaile ortamlarına bakıyoruz, orada ekstra çaba harcamasan da zaten doğru düzgün bir insan yetişir! Doğal atmosfer öyle... Anne ortada, baba ortada, çocuğun gözünü açtığı andan itibaren içinde büyüdüğü havada standardın çok üstünde oksijen var!
Çocuk ona yap/ yapma' dediğini değil, senden gördüğünü kaydediyor. "Tecavüz etme evladım!", "İnsan öldürme yavrum!" diye öğretilmiyor ki ayrıca. Asıl öbür tarafa nasıl temas edeceğiz?
Her işin başı eğitim demek de çare değil. En son Beren Saat'in dökülmesinde de gördük, tacizin sınıfı yok. Aile içi şiddetin de eğitimle pek alakası olmadığını biliyoruz; kocasından dayak yiyip 'Kol kırılır yen içinde kalır' yapan nice şehirli, eğitimli, işinde gücünde, kimi ünlü kadın duyduk, gördük yıllar içinde.
İnsan bazen uyumak, uyumak, uyumak istiyor. Sonra yağan kardan medet umuyor; o bembeyaz pofuduk bütün kötülükleri, bütün utançları kapatıp örtsün istiyor. İçini çocuksu bir neşe kaplıyor. Kar masum, temiz, tatlı bir şey çünkü.
Ama bu defa da dehşet, bir kartopu bahanesiyle geliyor. Gazeteci Nuh Köklü, camına kartopu isabet eden bir 'esnaf' tarafından bıçaklanarak öldürülüyor.
İnsanın aklına sadece neşe, sevinç, çocukluk, oyun, kahkaha, eğlence getiren kartopu... Kadıköy ve esnaf gibi sakin, kendi halinde, aşina, bizden, yakın, güvenilir, emniyetli sandığımız iki kelimeyle birleşiyor ve sonuç bu kadar feci olabiliyor öyle mi?..
"Sana kartopu atanı öldürme evladım!" diye de mi öğretmek lazımmış zamanında? "Farklı inançta, kültürde, kafada olanı öldürme yavrum!", "Aynı fikirde değilsen de öldürme çocuğum!"...
Özgecan Aslan ve Nuh Köklü huzur içinde uyusun. Allah yakınlarına bu korkunç ölümlerle baş edebilme sabrı versin. Cümlemize de akıl fikir versin. Sevgi. Hoşgörü. Ve tahammül gücü.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.