YAZARA MAİL GÖNDER Birbirini yiyen kadınlar

YAZARLAR / Cumartesi Sabah Yazarları

Kısmet hayali kuranlar, stiliyle sükse yapmak isteyenler, yemeğini beğendirmeye çalışanlar, ilk iş birbirine giriyor. Çaçaronluk, laf çakma, çemkirme, çirkeflik uzmanlık alanları sanki. Ekrandaki kadın şiddeti, sokaktaki erkek vahşetiyle yarışıyor

Gece yarısını epey geçmişti. SABAH'ın 30. yıl ekine, bu 30 yılın gündelik hayat tortusunu yazıyordum. Bin türlü eski dost ve olay üstüme çullanmış, hafiften boğmuştu. Biraz kafayı boşaltayım deyip televizyonu açtım, kanalları tarıyorum.
Tadım yapan, gözleri siyah bantlı bir kadına denk gelince durdum. Önündeki tabaklara sırayla not veriyordu. Bir tanesine hırsla sıfır verdi, gözleri açılınca da o sıfırı layık gördüğü rakibine gururla çemkirdi.
Yazıda tam da 2000'lerin ortasındaydım.
Bir ara müptelası olduğumuz bütün o Yemekteyiz'ler, Biri Bizi Gözetliyor'lar, Gelinim Olur Musun?'lar, Popstar'lar gözümün önünden geçti. İtiş kakışlar, ittifaklar, kumpaslar... Deniz Seki'nin Bayhan tartışmasını hatırlayıp "Allah kurtarsın" dedim, unutulmaz karakter Semra Hanım'ın "Ben haber veririm sana âşık olduğun zaman" dediği biricik oğlu Ata'ya da "Allah rahmet eylesin."
Türkiye, 'reality show' zirvesine 2000'lerin ortasında tırmandı. Kısmet kulvarında daha da geriye gitmek icap eder, ta 1991'e. Nurseli İdiz'in sunduğu Saklambaç, Esra Erol'un, Seda Sayan'ın baş göz etme yarışmalarının büyükannesiydi.

KAVGA GÜRÜLTÜ YOKTU
Geçmiş Zaman Mimozaları
'yla beraber Nurseli İdiz'in en başarılı performanslarındandı, paravanın açılması bayağı heyecan yaratırdı. Ama sonraki yıllarda içimizdeki o sefil şeytanı gıdıklayacak müsabakalarla arasında çok temel bir fark bulunuyordu: Kavga gürültü yoktu.
2000'lerdeyse kan, kin, gözyaşı başrole yerleşti. Biri Bizi Gözetliyor evinde dedikodu bitmez, birbirine saldırmak için fırsat kollanır, ha bire savaş çıkardı. Ben Evleniyorum, Biz Evleniyoruz, Bir Sevda Masalı, Kalplerde İkinci Bahar, Gelinim Olur Musun?, Size Anne Diyebilir Miyim? şeklinde birbirini doğuran izdivaç programlarında, rakibelerin karşılıklı kafa göz yarması da, rüştünü anca ispat etmiş kızlarla yaşını başını almış koskoca kadınların mücadelesi de çok elektrikliydi. Gelin kaynana didişmeleri o kadar ayyuka çıkmıştı ki, aile değerlerine, geleneklere uygun değil ve kötü örnek diye yasaklanmaları bile talep edilmişti.
Reality show'lar ciddi gündem maddesiydi.
Akademisyen, sosyolog, popüler kültür erbabı pek çok kişi seferber olmuştu; analizler, yorumlar, tartışmalar gırlaydı. Halk ise dinmez bir iştahla insanların nasıl birbirlerine girdiğini izliyor, bazılarının çirkefleşebilme eşiğinin düşüklüğü karşısında dehşete düşüyordu.
Bu yarışmalarda kayıtsız kalınamaz miktarda para ödülü vardı.
Ve de sabun köpüğü gibi hemen uçup gitse de birkaç günlüğüne şöhret olma fırsatı... Bunlar galip gelmek için canını dişine takma sebebi tamam da, ne kadar zıvanadan çıkabiliyorsun? Nezaketle, ahlakla, terbiyeyle, utançla ilişkini ne derece kesebiliyorsun?

KADIN İLGİNÇ BİR ORGANİZMA
Yemekteyiz
ile bir tık ileri gidildi.
Restoran sahibi bir ahbabım, bu ülkede yeme içme işiyle profesyonel olarak uğraşanları intihara sürükleyebilecek kudrette olduğunu söylüyordu (Ya bizim müşteriler arasında da bunlardan varsa!). Fakat asıl mesele, kalamarın denizden halka şeklinde çıktığını zanneden kör cahillerin, üstüne bir de zırdeli olmasıydı. Tamam rakipsiniz de, sonuçta evine yemeğe gittiğin birini bu kadar hakaretamiz bir üslupla yerin dibine batırmak da neyin nesiydi? İnsanlık, üç gün önce yenen yemek gibi bünyeden atılıp üstüne de sifon mu çekiliyordu?
Kadınların esas hemcinslerine karşı ne denli acımasız, ne kadar zalim olabileceklerini ise stil yarışmalarında gördük.
Ivana Sert'in önce çılgınca parlayıp sonra matlaştığı, Hakan Akkaya'nın gayet zeki ve donanımlı olduğunu gösterdiği, Nur Yerlitaş'ın ise basbayağı fenomen olduğu bu yarışmalarda, kızlar jüriden önce birbirlerine yorum yapıyorlardı ve eyvah eyvah! Resmen psikolojik terördü bu ve evet, kadın kadının kesin kurduydu.
Özgüven patlamaları birbirini izliyor, mütecaviz haller afallatıyor, ağız dalaşı sık sık 'Yok artık' seviyesine çıkıyordu.
Laf sokmak, nefes almak doğallığındaydı.
Ve tekrar: Kadın kadının katiyetle kurduydu.
Buralar erkek şiddetinin hâkim olduğu topraklar.
Can yakıcı, can alıcı eylemleri oluyor hep kadınlara karşı. Ama kadın da ilginç bir organizma; rekabet ederken, çıkarına bakarken, kendisine atfedilen hasletlerden hop diye uzaklaşabiliyor:
Şefkat, yumuşaklık, zarafet, halden anlarlık, bunlarla işi olmuyor.
Yemeğe "İğrenç olmuş" diyebiliyor, "Çok çirkinsin bence" diye kesip atabiliyor.
Bir erkek kendisine dese büyük yaygara koparacağı lafları fütursuzca sarf edip, hızla tırnaklarını çıkarıp cadılaşabiliyor.
Kadın-erkek ilişkileri evet zor ama kadın-kadın ilişkilerinin de kolay olduğunu söylemesin kimse!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.