YAZARA MAİL GÖNDER Bağımlılık ve bağımsızlık

YAZARLAR / Cumartesi Sabah Yazarları

Son magazin bombası Bade İşçil ile Malkoç Süalp evliliği hakkında ne düşüneceğiz? 4 Temmuz Amerikalılar için Bağımsızlık Günü olmanın ötesinde, ABD Başkanları için de hayatla bağları koparma günü mü?

Bu nasıl evlilik?

Boşanma sürecinde evliliklerin üstündeki imaj cilasının dökülmesine alışığız. En zarif, klas, cool sanılanların ne biçim çirkefleşebildiğine, ağzından kerpetenle laf alınmasıyla tanınanların nasıl çözülüp mahrem ifşaatlarda bulunabildiğine defalarca şahit olduk.
Magazine düşünce ilişkiler, birbiri hakkında çemkirmeye başlayınca cepheler, okur da ister istemez birinden yana taraf oluyor. İşin içyüzünü bilmese de, o ünlüye dair yıllar içinde biriktirdiklerinden kanaat notu oluşturup, üstüne de atıp tutmadaki kelimelere, üsluba bakıyor.
Önyargılarına, tahminlerine, hislerine, kendi tecrübelerine, zaaflarına, hayallerine göre ölçüp tartıp ahkamını kesiyor. Biri daha bizden oluyor sonunda, diğeri de düşman. Biri mazlum, öbürü zalim.
Bazen de ama... Bilhassa tarafların ikisine de kefil olunamayacak zamanlarda... Okuduklarına daha temkinli yaklaşıyor. Evet, çok korkunç... Evet, tahammülfersa... Evet, insanlık dışı... Da... Yine de bu nasıl iş böyle?
Hafta içinin en 'Yok artık' dedirten magazin bombası, Bade İşçil ile Malkoç Süalp evliliğinde patladı. İddiaya göre öfkesini kontrol edemeyen Süalp sürekli sözlü şiddet uyguluyordu. Hayat kabusa dönmüştü.
"Bu çocuğu kendi kurallarıma göre büyüteceğim, sen karışamazsın. Çocuğu emzirmeyeceksin, kucağına almayacaksın, sütünü biberona koyacaksın dadı verecek, çocuk iki yaşına geldiğinde (şu an sekiz aylık) Londra'ya yatılı okula göndereceğim, artık göremeyeceksin" diyordu.
Daha ilk anda doğumhaneye girip göbek bağını kendi kesmek istemişti. Niye? Anneyle bebeğin duygusal bağı kesilsin diye!
Ne? Nasıl yani? Bu kafadaki biri ancak bir deli manyak olabilirdi. Canavar.
Malkoç Süalp'i yıllardır magazin fotoğraflarından bilirdik. İkizi Tarkan Süalp'le beraber, İstanbul sosyetesinin en yakışıklı, havalı ve tartışmalı elemanlarındandı. Haletiruhiyesine ve karakterine ilişkin rivayetler çoktu.
Bade İşçil'i ise Mahsun Kırmızıgül'ün çıtır sarı sevgilisi olarak tanımıştık. Hayatımıza Ezel'le girdi ama esas yer etmesi Kuzey Güney'le oldu. Oradaki sosyetik Banu karakteri belli ki kendi üzerinde de fazlaca iz bıraktı. Evvelinde de o dünyaya ilişkin saptamaları vardı zaten: "Sosyete aperitif yemek yerken bile çatal bıçağı ayrı kullanıyor. Yani balık yerken balık bıçağı kullanıyor."
Sonrası, ne kadar ama ne kadar âşık olduğunu defalarca vurguladığı, "Artık soyadımı Süalp yazın" diye gazeteci terslediği izdivacı...
Hayalindeki beyaz atlı prens, kara ruhlu çıkmış anlaşılan. Ama hakkında bütün bunları söylediği (Gerçek değilse bir dert, gerçekse bin dert), boşanmak için 600 bin lira tazminatın yanı sıra çocuğu için ayda 30 bin, kendi için ayda 40 bin lira istediği kan kusturan bir adamla... Hiçbir şey olmamış gibi nasıl devam edebilir ki genç, güzel bir kadın bu saatten sonra? Ne için?
İnsan ne düşüneceğini bilemiyor.

Güzel bir gün ölmek için!

4 Temmuz bizim için tatlı bir tatile çıkma tarihi olabilir ama Amerikalılar için çok daha mühim bir gün, malum. Onların Bağımsızlık Günü.
"Bütün insanların eşit yaratıldıklarına; yaratıcıları tarafından onlara hayat, özgürlük ve mutluluğu arama hakkı gibi geri alınamaz bazı haklar verildiğine inanıyoruz" diyen Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi'ni ilan ettikleri gün. Büyük Britanya Krallığı'ndan boşandıkları gün. ABD'nin resmi kuruluş günü Temmuz (1776). Öyle önemli bir gün yani; canları. Ve de rastlantının böylesi; canlarını verdikleri!
4 Temmuzlarda olan başka şeyler de var ABD'de: Mesela West Point (ABD Askeri Akademisi) New York'ta bir 4 Temmuz'da açılmış (1802). Yine New York'ta kölelik yine bir 4 Temmuz'da yasaklanmış (1827). Hadi bunlar karar verilerek, tasarlanarak denk düşürülen tarihler, peki eski Amerikan Başkanlarının tam da o gün 'pişti' olmalarını nasıl açıklayacağız?
Amerika Birleşik Devletleri'nin ilk Başkan Yardımcısı ve sonra da 2. Başkanı olan John Adams bir 4 Temmuz günü kaybetmiş hayatını (1826).
ABD'nin 3. Başkanı Thomas Jefferson (Bildirgenin de esas yazarı) da yine bir 4 Temmuz günü, hem de aynı yılın (1826) aynı günü, 2. Başkan'dan birkaç saat önce ölmüş! Son sözü "Is it the fourth?" (Bugün dördü mü?) olmuş hatta.
Bitmedi! Başkanlar resmen rekabete döndürmüş ölümü! "Amerika Amerikalılarındır" sözüyle ünlü 5. ABD Başkanı James Monroe da bir 4 Temmuz günü (1831) vermiş son nefesini.
Nasıl tutturmuşlar bunu acaba, nasıl denk düşürmüşler? Ne kadar ağırlaşsa da en sevdiğini son kez görene kadar direnme hali vardır ya, hadi ilk ikisi için son bir 4 Temmuz yaşamak için hayata tutunma diyelim. Bağımsızlık Bildirgesi'nin babaları zira onlar. Hakları.
Peki 5. Başkan'a ne oluyor?
Ondan sonraki bütün ABD Başkanları acaba her 4 Temmuz'u "Gidici miyiz bakalım bugün?" diye mi geçiriyor?
Her halükarda şık bir tesadüf. Teoman o şarkıyı boşuna yazmamış: Güzel bir gün ölmek için!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.