YAZARA MAİL GÖNDER Kadın palavraları bunlar!

YAZARLAR / Cumartesi Sabah Yazarları

Zar zor, güç bela, ite kaka, düşe kalka... Ikına sıkına, ağlaya zırlaya, ikmalli birli, iki ileri bir geri... Çocukların, daha çok da velilerin o en çok hayalini kurduğu, uğruna onca hırs yapıp heba olduğu okullardan birini, bu şartlarda bitirdim.
Boğaziçi'ni kazanmıştım ama matematik borcu yüzünden liseden mezun olamıyordum. Bir buçuk ay rötarla ancak başlayabildim! Ödü koparak, fıtık ederek, ucundan dönerek aldım lise diplomasını...
Zor okuldu. Ama ben de sınıfın en tembellerindendim. Yetmez gibi kader de karşımda cephe almıştı: Evdekilerin tam da Ev Ekonomisi dersinin gazına gelerek, yemek yapmayı filan öğrenirsem evde ilelebet başlarına kalma ihtimalimin azalacağını düşünerek yazdırdıkları (o zamanlar) kız lisesinde... 'Home Ec' hocası, ilk 'pancake'imizi yaptıktan sonra küt diye sizlere ömür olmuş, ders programında zaten kâfi derecede yer alan matematiklerin üstüne, bu ex Ev Ekonomisi saatleri de matematik şeklinde binmişti. Büyük geçmiş olsundu.

30'LAR: KOŞ, KOVALA, KAP!
Diyorum ya, sınıfın en kötü öğrencilerindendim. Yoksa çoğu arkadaşımız 6-8 bandındaki notlarıyla yormadan-yorulmadan okuyordu. Güzel güzel mezun olduktan sonra, kimi İstanbul'da kimi ABD'de, farklı üniversitelere dağıldı.
Bizim zamanımızın olayı İşletme'ydi. Üstüne de mastırla cila yapılırdı.
20'lerin ilk yarısında başlayan iş hayatı, 30'larda en ateşli devrini yaşayarak 40'ların ortasına kadar tam gaz devam etti. Bir yandan kariyer kovalamaca-köşe kapmaca, öbür taraftan evlilik ve çoluk çocuk kurdeşeni, hayat var gücüyle bastırıyordu.
Hiçbir şeye vakit yoktu. Öncelikler başkaydı. Sabır, hatır dondurucudaydı. Gidişat biraz hatır huturdu.
40'ların ikinci yarısı ortalık sakinleşti. Çocuklar büyüdü, kocalar evi terk etti ya da diyaloglar seyreldi. Ebeveynler vefat etti. İş artık eskisi kadar ne hırslandırıyor ne heyecanlandırıyordu.
Varsa yoksa kız kıza deniyordu. Kadın arkadaş terapiydi: Dilden anlıyor, nabza göre şerbet veriyor, bol bol pışpışlıyordu. 40 yılda bir 'Dost acı söyler' kotasından silkelese de, çoklukla duymak isteneni tekrarlıyordu.
Eski çocukluk arkadaşları hele, iyice derde devaydı. Tam da her tür gençlik müdahalesine dair bir heves belirmişken bünyede, bu ekiple daha da geriye, sivilceli ergenliğe bile dönülebilirdi.

EVLİ, ÇOCUKLU VE CEO
Tesadüf olamaz. 40'ların ortasından itibaren bütün kadınların başına geliyor bu. Bizde de seneler sonra, lise mezuniyetinin üstünden 30'a yakın yıl geçmişken, bütün sınıfın eklendiği bir WhatsApp grubu oluşturuldu.
Kiminin soyadını hatırlamıyor insan, kiminin çehresini... Bazısıyla arada yollar kesişmiş ama bir kısmıyla da 30 yılda tek selam sabah yok. Kim ne olmuş diye, Google'lamak suretiyle sondaja girişiliyor haliyle.
Finanstan otomotive, turizmden reklama çok çeşitli sektörlerde üst düzey yöneticiler... Sanatta, tasarımda, mimaride yön belirleyiciler... Akademik kariyer yapanlar... Ödülleri kütüphaneye dizenler... En prestijli uluslararası şirketlerde genel müdür, yönetim kurulu başkanı/üyesi olanlar...
Özel
hayata zaman kalmamış mı? Yooo, kalmış: Çift soyadı... Bir ila üç çocuk... Parlayan gözler, fit bedenler...

BAĞRA BASILAN BAHANELER
Bunları niye yazdım? Şu yüzden: Gündelik hayatta, televizyonda, eş dost muhabbetinde, avutma seanslarında, genç kadın köşelerinde, şarkı sözlerinde... Ha bire aynı klişelere denk geliyoruz:
Erkekler zeki kadını sevmez... Erkekler başarılı kadını taşıyamaz... Erkekler güçlü kadından tırsar, kaçar... Yok yaa...
Kadın kadının kurdudur. Kuyusunu kazar... Arkasından oynar... Altını oyar... Ayağını kaydırır... Sahi mi?
Kadın, hele güzel kadını hiç çekemez... Hep çekiştirir... Her an kıskanır... Daima damgalar... Hadi yaa...
O hep haklıdır, biriciktir, hatta 'muhterika'dır (İclal Aydın'ın Türkçemize yıllar önceki armağanı: Muhteşem + Harika = Muhterika) ama işte etraf fesattır, dünya acımasızdır, herkes art niyetlidir...
Zaten de meyve veren ağacı taşlarlar! Sorun fazla iyi olmasıdır. Çalışkan, yetenekli, becerikli, hızlı, verimli vs olduğu için kaybediyordur... Hasetten çatlıyordur çevresindekiler; bir fırsat vermezler ki hak ettiği yere gelsin... Sahi inanıyor mu bu iddiada olanlar, bu iddialarına?

SAHTE SAADETE SON!
Herkes süper kariyer yapacak, CEO olacak, en muteber kurumun tepesine kurulacak diye bir kaide yok. Evlenecek, çocuk yapacak, ille de fit olacak, bunlar da şart değil. Mühim olan, mutlu olmanız. Kimi öyle iyidir, kimi böylesinden memnundur...
Kaderdir, kısmettir, e kısmete biraz hizmet de gerektir... Olmadıysa da can sağlığıdır; fazla kasmak amaaan boşunadır...
Ama şu da şöyledir: Zeki kadınları çekici bulan, güçlü kadınlarla ego mücadelesine girmeyip gül gibi geçinen adamlar da bulunur. Ya da kariyerinizin tıkanmasının nedeni ayağınızın altına döşenen mayınlar değil, basitçe kendi basiretsizliğinizdir belki. Nezlenizin sebebi de çekememezlik değil zaten, çok pardon...
Gerçeklikle bağları sağlam tutmak iyidir. Bu boş bahaneler sahte bir saadet sahnesi yaratsa da, son tahlilde gülünç değil de nedir?
Sizi hakikatlere davet ediyorum.
Ha, icabet edersiniz, etmezsiniz, sizin bileceğiniz iş...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.