YAZARA MAİL GÖNDER Toprağın tadı

YAZARLAR / Cumartesi Sabah Yazarları

Metropol hayatından hafakan basmasının dermanı ne olabilir? Saksıda mikro filiz yetiştirip Blinq tomurcuğundan tek taş takın. Gümüşdere'deki 'kent bahçesi'nde iyi toprağın tadına varın. Şehir sıkışıklarına paha biçilemez bir deneyim...

Şimdi kalkın yerinizden, yakındaki bir saksının toprağına sokun parmağınızı. Kuru mu? Su verin. Nemli mi? Dolaştırın parmaklarınızı saksının içinde. Manikürünüz mü bozulur? Bir şey olmaz, merak etmeyin.
Bahçesi olan şanslılardan mısınız? Çıkın hemen. Toprağı elleyin, koklayın, kurcalayın. Bugün Dünya Toprak Günü... Birleşmiş Milletler'in Uluslararası Toprak Yılı ilan etmiş olduğu 2015'in de kuyruğuna geldik, malum. Temas edin, şükredin.
Metropol sıkışıklığı son yıllarda pek çok şehir insanını köye, bahçeye, toprakla haşır neşir olmaya itti. Betondan gına getiren ama iş güç ve bilumum mecburiyetler icabı yerine mıhlananlar da şehir tipi bahçecilikle uğraşıyor. Minik mutfak balkonundaki saksılarda maydanoz, nane büyütüp salata için dalından kopartan büyükanne neslinden, terasında mikro filizler yetiştiren kuşağa geldik. Hem terapi toprakla uğraşmak, hem de afili! Pek çok beyaz yakalının son hobisi...

SHİSO FİLİZİ, BLİNQ TOMURCUĞU
Dondurmanın üstüne koyacağınız bir nane yaprağı ne değiştirir? Çikolata nanesi ise, çok şey!
Urla'daki Uzbaş'tan aldığımız o ufacık saksıdaki çikolata nanesiyle yaşadığımız aşkı anlatamam. Ciddi ciddi çikolata kokulu bu nane, tatlılara bu kadar mı yakışır... Muhallebi yapın ve iki yaprakla sınıf atlasın, öyle bir durum...
Minicik saksılarda daha ne dünyalar var... Rayihasıyla adeta başka bir evrene taşıyan Shiso filizi, ışıltısıyla tek taş yüzüğü de pırlanta alyansı da (tam tur!) aratmayacak Blinq tomurcuğu... Geçen haftaki Sirha Fuarı'nda, Gastronometro'nun standında görüp tatma imkânı bulduk; mikro filizler, konduğu tabağı da yiyeni de uçuruyor.
Maceraya açık değil misiniz? Bir İstanbul klasiği olan Yedikule marulundan gidelim o zaman. Evvelki akşam Nişantaşı Kantin'de bir davet vardı ve tabaktaki Yedikule marulunda körpelik, hışırtı ve lezzet zirvedeydi.
'Kent bahçesi'nden mi? Evet, oradan. Yani nereden?
Sabahları kolay kalkabilen biri değilim. Sistemimin açılması da ayrıca vakit alıyor. O yüzden de sabah buluşmaları zahmetli ve riskli. Ama işin içinde Berna'cığımın (Sağlam Naipoğlu) ve sevgili şef Maksut Aşkar'ın olduğunu bilmek gaza getirdi.
'Paha Biçilemez İstanbul' projesinin lezzet ayağının ikinci turuydu. Rota her zamanki gibi yine sürprizdi. Aklımdan geçirirken ürperdim: Sabah sabah Nişantaşı'nda buluşup da topluca bizim tarafa geçmeyiz inşallah!
Televizyon programından tanıyabileceğiniz, ekrana yakışan bir şef Maksut Aşkar. Karaköy Bankalar Caddesi'ndeki harikulade Salt Galata binasında yer alan Neolokal adlı restoranında sadece yemek pişirmekle kalmayıp, bu işin daha derinine, kökenine inen çalışmalar yapıyor. Araştıran, yereli baş tacı eden, geleneği önemseyen ama yeniliği de esirgemeyen bir adam.
Hal hatırdan sonra dayanamayıp kaygımı püskürttüm: Kadıköy Çarşısı'na geçmeyeceğiz inşallah!
Kadıköy Çarşısı canımız ama öbür taraftan da, yuvamız! Keşke 'normal' şartlarda düşmediği bir tarafa çıksa yolumuz...

İSTİKAMET GÜMÜŞDERE...
'Paha Biçilemez İstanbul'un mantığı bu zaten. MasterCard'ın, insanın kendi başına keşfedemeyeceği çok özel ve haliyle güzel noktalarını, ardındaki hikâyelerle birlikte insanlarla buluşturduğu bir platform. Kimi izinsiz girilemeyen, kimi tek başına hissedilemeyen yerler oluyor rotada. İnsan kendini cidden ayrıcalıklı hissediyor.
Daha önce Saffet Emre Tonguç'la Fener-Haliç-Balat turuna çıktığımızda, hep dışarıdan görüp hayran kaldığımız o ihtişamlı kırmızı kalenin, Fener Rum Okulu'nun içini gezme imkânı bulmuştuk mesela özel izinle ve hayranlığımızı katlamıştık.
'Paha Biçilemez İstanbul Lezzetleri'nde ise damak tadına kayıtsız şartsız teslim olabileceğimiz Şemsa Denizsel'le onun lakerdacısına, pidecisine, peynircisine, kahvecisine uğramıştık.
"Kilyos'a gideceğiz" dedi Maksut Aşkar. "Gümüşdere'ye..."
Sadece istikamet bile heyecan vericiydi. Boğaziçi yıllarımızdan beri denize girmeye gidilen bir yerdi; bu mevsimde acaba ne haldeydi? Hem lezzetle ne ilgisi olabilirdi?

BEYHAN ABLA VE KOHİRABİ!
Bu bölge yıllardır İstanbul'un meyve sebze bahçesi. İyi toprak, iyi tarım, iyi tohum. Çok ama çok önemli çünkü vücudunuza giren her meyve sebzenin karakterini bunlar belirliyor.
Toprak bozulmamışsa, hâlâ besleyiciyse, ne âlâ... Değilse, geçmiş olsun...
'Kent Bahçesi' diye Türkçeleştirebileceğimiz Urban Garden, yetiştirdikleriyle de, üslubuyla da nefis bir yer. Lolo Rossa, Red Frill Mustard, Melissa, Cressida Cressa, Kohirabi... Bu isimlere aşina olmayabilirsiniz ama görünce tanırsınız. Cressida Cressa, yabani su teresi mesela. Kohirabi ise alabaş...
Market raflarında maalesef pörsümüş denk geldiğiniz bu arkadaşlar ve çok daha fazlası, Urban Garden'da toprakta, dalda, sapta, akabinde tabakta... Maksut Aşkar ile Şemsa Denizsel'in Neolokal ve Kantin'lerinde tattığınız her lezzette; buranın tüm ürünlerini alıyor bu iki isim.
Urban Garden'ın başı Beyhan Uzunçarşılı, namı diğer 'Beyhan Abla' acayip bilgili, donanımlı, duyarlı, tatlı bir kadın. Esasen fevkalade şehirli ve icabında, toprağa dair kirli hesaplara karşı misal, fevkalade dişli de olabilir...
Onunla muhabbet etmek de... Toprağa temas etmek de... Balkabağı benzeri turuncu patlıcanla tanışmak da... 10 dakika önce toplanmış yeşilliklerle Maksut Aşkar'ın yaptığı yumurtayı yemek de... Gerçekten paha biçilemez. Reklam sloganı diye değil. Sahiden. Hakikaten.
Kontrolü, sağlaması, teyidi için www.pahabicilemezistanbul.com, bizzat yaşamak için 9 Ocak ve 16 Ocak, dahası için yarınki SABAH Pazar...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.