YAZARA MAİL GÖNDER Canlı yayında canlı renkler

YAZARLAR / Cumartesi Sabah Yazarları

Esra Erol’un nüfuzundan, Esra Erol’da programı nüfusuna... Kıdemli Caner’den, ‘değişik’ Nurşen’e... Evlendirme programı psikolojisinden, delirebilme potansiyeline ve buna dair en güzel hikâyeye...

Yürüdükçe yürür, uyudukça uyursun. Temizlik yapmaya girişince, o çekmece de öbür dolap da diye deliren çok olur. Gördükçe göresin gelir eşini dostunu, görmedikçe görmeyesin. Dövme ya da estetik yaptıranlar kendini alamaz bir noktadan sonra; bir daha, hep daha... Fren, her organizmanın nasiplenmediği bir özellik; hele ki izdivaç programı sakinlerinin...
Müstakbel gelin/damat pozisyonu üstünden kariyer yapanların en kıdemlisi Caner, geçtiğimiz günlerde nihayet evlendi/emekli oldu. İkinci sezonu ilkinin kötü kopyası olan Kısmetse Olur'da Emre, Adnan, Melis, güreşe doymayan pehlivanlardan! Oranın Ceyda'sı, şimdi Esra Erol'la devam ediyor kariyerine!
Esra Erol, herkesin içine nüfuz edebilme hasletiyle ve de evlendirme memurlarıyla yarışır skorundan gelen gücü yani nüfuzuyla, hep biricik.
Esra Erol'da programındaki aday nüfusuyla da öyle... Müşkülpesent müzmin bekârlardan (makbuller de diyebiliriz bunlara) makullere, mağrurlara, mazlumlara, mazbutlara, meczuplara uzanan insan çeşitliliğiyle...
Çeşitli çıldırma türleri görüyoruz bu grupta. Kimi, kimseyi kendine layık görmeme halini abartıyor, kimi giyimini... Bazısının nevrozuna 'Yok artık' diyoruz ya da çoğumuzun bir ömürlük kozmetik toplamını tek kerede harcamış makyajına...
Farklı alanlarda muazzam bir şirazeden çıkma meyli taşıyor insanlar. Delirebilme potansiyeli... Hep isterim: Keşke bir alet olsa da ölçme imkânı bulsak... Ne kadarı samimi bu zıvanadan çıkmanın, ne kadarı rol, sektör, sistem icabı? Nurşen'deki 'çevre katkısı' yüzde kaç mesela? 'Anne kız, harikasın' Elimde "Ama n'olur bitmesin" dedirten bir kitap var:

'ANNE KIZ, HARİKASIN'
Çınar Yayınları'ndan henüz çıktı. Yazarı, Elif Türkölmez. Bir ilk kitap bu; süssüz püssüz sapsade bir dili var. Ama kurduğu sahnelerle ve insan-nesne ilişkileriyle çok çarpıcı... Küçük hikâyeler ilk satırdan içine çekiyor: İddiasız hayatlar, acılar, komiklikler, umutlar, delilikler... Bir yıl önce adını yazdırdığı evlendirme programından telefon alan, canlı yayında canlı renkler giymesi tembihlenen Serap'ın hikâyesine bayıldım:
"(...) Ertesi sabah yayın öncesi annemle kafeteryada çay içerken yönetmen yardımcısı kızlardan biri yanıma gelip, "Serap sen misin?" dedi.
"Evet," dedim.
"Serapçığım, kimse sana canlı yayında canlı renkler giymen gerektiğini söylemedi mi?" dedi tatlı sert.
Üstümdeki fuşya bluzu gösterip, "Giydim," dedim. Kız küçük bir kahkaha attı, "Serapçığım... Bak yakın gördüm seni, Serapçığım diyorum, şeyapmıyorsun değil mi, burada kimse kimseye ikinci bir akıl vermez, o yüzden beni iyi dinle, Deniz Hanım dün senin üstündekileri görünce yönetmene tembihledi, şu yeni kızı sakın ha yakın çekme, dedi. Ondan sonra ne oldu talibin malibin çıkmadı tabii. Bugün beni yanına çağırıp seni kontrol etmemi istedi. Eğer yine soluk giydiyse alma yayına dedi. Valla kusura bakma ama seni yayına kabul edemeyeceğim bugün."
"Peki," dedim.
Çaylarımızı bitirmeden kalktık annemle, çıktık kanal binasından. Otobüse binip eve döndük. Annem içeri uzandı. Ben pencerenin kenarına oturup düşündüm: Ne giyeceğim ben, fuşya canlı değilse hangi renk canlı, fosforlu yeşil mi?"

MANİDAR RENK OLUR MU?
"(...) Mahmutpaşa'ya adım atar atmaz etrafımız, "Gelinlikler bizde ablacım", "Nişanlıklar bu tarafta teyzecim", "Çeyiz alışverişi için sizi içeri alalım yengecim," diye bağıran adamlarla çevrildi. "Biz gelinlik bakmıyoruz, şöyle canlı renkli elbiseler, bluzlar, ayakkabılar istiyoruz," dedi annem. Adamlardan biri ağzını yamultup güldü. "Anladım teyzecim," dedi, yanındakilere göz kırptı. "Canlı renklerimiz de var, buyrun içeri."
"Neyi anladın acaba? Evlendirme programına çıkacağız," demedim. Sustum. Daracık bir koridordan ilerleyip hanın üst katındaki bir depoya çıktık. Kıpkırmızı tuvaletler, cart yeşil payetli bluzlar, sapsarı taytlar, masmavi tüller, mosmor topuklular, lame çantalar, dore şapkalar... Sevinçten havalara uçtum." "(...) Sonunda biri sarı, biri kırmızı, yakası taşlı, kolu boncuklu iki bluz, bir mor payetli, bir yeşil boncuklu uzun elbise, bir kısa turuncu etek, bir çift fosforlu yeşil ayakkabı, bir de dore çantaya karar verip, "Bize bunları sarın," dedim.
Elbise giyip çıkarmaktan çok acıkmıştım. Elimizde poşetler neşe içinde iskeleye doğru yürürken, "Gel kız anne sana bir balık ekmek ısmarlayayım," dedim. Sevinç beni cömertleştirir." "Annemle, lodosun salladığı küçük bir balıkçı teknesinde ekmek arası mezgitlerimizi yiyip acılı şalgam sularımızı içerken birbirimize bakıp gülüyorduk.
"Eve giderken saç boyası da alalım," dedi annem. "Kızıl olsun. Ateş kızılı." "Ay ne güzel olur," dedim.
"Geçen sene Oriflame satan Leyla'dan aldığım mavi farları süreyim diyorum, ne dersin?" Annem lokmasını yutup şalgamının dibini içtikten sonra, "Güzel olur," dedi. "Kırmızı da bir ruj sürdün müydü..." "Hayır ya," diye itiraz ettim, "Kırmızı çok sıradan, siyah süreceğim ben." Annem, "Haklısın," der gibi gözlerini yumdu. "Bir de hani Hale ablanın verdiği kocaman halka küpeler vardı, ucundan morlu sarılı boncuklar sallanan, hatırladın mı?"
"Yoo," dedi annem.
"Neyse işte, onları da takacağım."
Annem güldü. "Aferin kız," deyip göz kırptı. Son lokmasını yutup eline bulaşan yağı balıkçının verdiği ıslak mendille temizlerken önce küçücük geğirdi, sonra aklına çok önemli bir şey gelmiş gibi bağırdı, "Aaa, hani sen çocukken aldığımız ışıklı şapkan vardı ya, bence onu da kafana tak. Pil alırız marketten. Valla ambulans gibi olursun, ışıl ışıl parlarsın." Annemin elini tuttum, gözlerim dolu dolu, "Anne kız," dedim, "Sen harikasın."

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.