YAZARA MAİL GÖNDER Çocuk yetiştirmek eğitimle olur

YAZARLAR / Cumartesi Sabah Yazarları

Bebek olmak ne kadar zor bir şey, hiç düşündünüz mü? Hiç bilmediğiniz bir dünyaya gelip, kendinizi hiç tanımadığınız bir kadın ve erkeğe teslim ediyorsunuz. Henüz mantığınız bile çalışmaya başlamamışken, bilinçaltınız olduğu gibi açık, her türlü etkiye maruz kalmaya başlıyor. Çoğumuz, bebeğimizde ne kadar büyük izler bıraktığımızı bilmeden ona bazı davranışlarda bulunup büyütmeye başlıyoruz. Türkiye'de aileler olarak en yaygın hatamız, sevmediğimiz, onaylamadığımız davranışları, çocuğumuzun gözüne sokarak, onu aşağılayarak ya da suçlayarak engellemeye çalışmak: "Bak yine zamanında hazır olamadın, ne biçim bir çocuksun sen! Sana kaç kere söylemem gerekiyor? Artık zamanı kontrol et ve büyü." Ama çoğunlukla zamanı nasıl kullanması gerektiğini ona öğretemiyoruz bile... Ya da okulda başarısız olan bir çocuğa: "Sana kaç kere söyledim, okumazsan adam olamazsın diye! Bak başka çocuklar nasıl çalışıyor. Sen bir şey beceremezsin!" Ama aynı çocuğun annesi ya da babası zaten okumamıştır. Ya da öylesine yüksek bir eğitim almıştır ki, çocuk onun gibi asla olamayacağını düşünerek baştan vazgeçer.

SEVGİ DOLU BİRİNE İHTİYAÇ DUYARLAR
Oysa ona nasıl ders çalışması gerektiğini, nasıl ezber yapabileceğini, sınavların püf noktalarını anlatacak, sevgi dolu birine ihtiyaç duyuyordur. Peki ya delikanlı ya da genç bir kız olduğunda? Ergenlik çağında yapmasını istemediğimiz şeyleri, onun kulağına fısıldayıp dururuz: "Bak kızım, erkeklerle fazla yakınlaşmayacaksın. Erkekten arkadaş olmaz. Seni kullanır kullanır atarlar. Kendini koruyacaksın. Erkekler kızları üzer." Ve o kız büyüdüğünde evlenemez ya da sevmediği biriyle, hatalı bir evlilik yapar. Sonra yine anne-baba kızına kabahat bulur: "Bir türlü evlenemedin. Kimseyi beğenemiyorsun galiba. Öyle fazla burnun büyük olmasın, sonra evde kalırsın!" Oysa aslında genç kız bilinçaltında şartlanmıştır; ya evlilikten ya da erkeklerden korkacaktır artık. Daha fenası, beyni sürekli yasak olana çalışacaktır. Her zaman kaçınmaya çalıştığı şeye odaklanacak, ama bunu dillendirmeyecektir. Sonunda kendini tam da annebabanın engellemeye çalıştığı davranışın içinde bulacaktır. Bu, insan doğasının kaçınılmaz bir davranış biçimidir. Daha da önemlisi, çekim yasası gereği, uzunca bir süre odaklandığımız her ne varsa hayatımıza çekeriz. Ve o çektiğimiz şeyi yargılayarak, suçluluk duyguları içinde kıvranırız. Eleştirmeyi seviyoruz ya toplum olarak... Maalesef bu düzen, ta çocukluğumuzdan geliyor. Hepimiz öyle yetiştirildik, yetişkin olduğumuzda daha iyisini yapmamız nasıl beklenebilir ki? Hem bilinçaltı kelimesinden korkutulduk ve uzak durmamız istendi hem de her şekilde bilinçaltımızdan kodlandık. Melankolik dizilerle, medyadaki olumsuz haberlerin tekrar tekrar gözümüze sokulmasıyla, okulda eğitilirken yarışa sokulmamızla... Başımızı nereye çevirsek, bir olumsuzluk görüyoruz. Sonra birden bire bize "Haydi yetişkin oldun, evlen, cinsellikten zevk al, kadınları sev, erkekleri sev, empatik ol, pozitif düşün," deniyor. Hatta, çocuğumuzun kişisel alanına saygı duymuyoruz. Ona şiddet uygularken, terlik fırlatıp bağırırken, hakaret ederken, kendimiz rahatlıyoruz, ama onun kişisel alanını koruyamayacağını, ileride cinsel taciz ve şiddet uygulayabilecek bir eş dahil olmak üzere, her türlü tehlikeye maruz bıraktığımızı bilmiyoruz. Bize çok farklı, çok değişik bir eğitim gerekiyor. Belki de çocuk yetiştirmeyi bir de bilinçaltı ve kişisel gelişim alanından incelemek gerekiyor. Farklı bakış açılarına kendimizi açalım ki yeni nesiller mutlu olsun. Mutlu yeni nesil demek, çekim yasası gereği mutlu bir Türkiye demektir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.