YAZARA MAİL GÖNDER Mimarlara kulak verin lütfen

YAZARLAR / Cumartesi Sabah Yazarları

Mimarların kentsel dönüşüme karşı çıkmaları düşünülemez. Çünkü bu, kentlerimizin perişan bölgelerini yaşanır hale getirmek için eşsiz bir fırsat. Yetkililer lütfen dikkat etsin, daha özenli davransınlar. Bilimin ve gerçek kent planlamacılığının gereklerine uysun, mimarların sesine kulak versinler

Mimarlar toplanmış. Türkiye'nin önde gelen mimarları, Kapadokya'da Kalebodur'un girişimiyle bir araya gelmişler ve sevgili Nuri Çolakoğlu'nun moderatörlüğünde (Dikkat: Kendisinin mimar değil, ama önemli bir gazeteci olduğunu hatırlatayım!) kentsel dönüşümün getirdiği sorunları tartışmışlar.
Mimarların kentsel dönüşüm denen olaya ilke olarak karşı çıkmaları düşünülemez.
Çünkü kentlerimizin perişan bölgelerini yeniden, mimar ve uzman eliyle yaşanır hale getirmek için eşsiz bir fırsat bu. Hangi mimar kendisinin de sorumluluk alıp katılacağı, belki hayalindeki işleri gerçekleştirebileceği böylesine bir dev projenin içinde olmak istemez?
Ama yanlışlar da yapılıyor. Öncelikle insanlara gerçeğin çok ötesinde mülkiyet hakları vaat ediliyor, hırslar kamçılanıyor, gözler kamaştırılıyor, rant kavgaları çıkarılıyor. Sonra da ortaya gerçekleştirilmeyecek yoğunlukta birimler inşa etme tehlikesi çıkıyor. Yani neredeyse eskisinden beter, içinde yaşanmaz beton ormanları.
Bu yola bir kez girilirse, üstelik dönüşü de imkansız denecek kadar zor. Ünlü mimar Emre Arolat çok güzel söylemiş: "Kimi projelerde ruhsat bile alınmadan satışlar başlıyor. Kendimizi tas bir çaresizlik içinde hissediyoruz." Bir başkası, Sulukule'de yapılanın "Kardeşi kardeşe düşürmekle sonuçlandığını," söylemiş.
Öte yandan, Esenler'de de tüm iyi niyete karşın ürkünç sonuçlar ortaya çıktı.
Yetkililer lütfen daha dikkat etsinler, daha özenli davransın. Bilimin ve gerçek kent planlamacılığının gereklerine uysun, mimarların sesine kulak versinler. Yoksa çok güzel bir şans heba olup gidecek.

KADİR'İN MESAJI VE SANAT FİLMLERİ
Kadir İnanır'ın Radikal'de çıkan söyleşisi, geçen haftaya damgasını vurdu.
Özellikle Kürt sorunu konusuna, hem de bir Karadenizli olarak cesur yaklaşımı...
Aynı şeyleri birçok aydın da söyledi/söylüyor.
Ama onlarınki o kadar yankı yapmadı.
Bu da şunu gösteriyor: Bu halkın bağrına bastığı gerçek şöhretlerin kitle üzerinde büyük etkisi var. Kim ne derse desin, onlar deyince başka oluyor. Bu da onlara büyük bir görev ve sorumluluk yüklüyor: Büyük toplumsal davalarda mümkün olduğunca sesini yükseltmek, inandığını söylemek...
Ayrıca sanatsal filmler konusunda söylediği de ilgi çekti. Gerçi o kendi çektiği ve çok iş yapmayan Elveda Katya için söyledi bunu... Ki o film bence de daha çok seyirciyi hak ediyordu. Ama verdiği örnek, Haneke'in bol ödüllü Amour/Aşk filmiydi. Kadir yüzlerce sinemada çıkan Fetih 1453 veya Recep İvedik karşısında koskoca Türkiye'de sadece üç salonda oynayan Aşk'ı savundu.
Aşkı savunmak hep prim yapar gerçi!
Ama bu kez iş başkaydı. Ve bizlerin söylemekten dilimizde tüy biten olay, Kadir söyleyince gündeme oturuverdi.
Sahi, niye böyle oluyor? Kimileri 8-10 salona sahip o büyük merkezler, niçin bir-iki salonlarını böyle filmlere ayırmıyorlar?
Biraz kazançtan fedakarlık etseler bile, yarının bilgili, bilinçli, tutkulu sinema seyircisini yetiştirmek için buna değmez mi? O seyircinin meyvelerini yine sinemacılar toplayacak değil mi? O büyük şirketlerden birinin, Mars grubunun başındaki, dostum saydığım Muzaffer Yıldırım'a ilk rastlayışımda soracağım!

BUGÜNKÜ DİĞER YAZILARI
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.